07 Ekim 2008 Salı

Üye Girişi

Stultorum infinitus est numerus
Yazdığı metinlerden muzip bir kişiliği olduğunu tahmin ettiğimiz İtalyan tarihçi Carlo Maria Cipolla bir gün nereden aklına geldiyse (her ne kadar kendisi "denemenin özel yaşamımla hiçbir bağlantısı yok" dese de, kimbilir çevresinde olup bitenlerden sıtkı sıyrılmıştır) "aptallık" üzerine sanki bilimsel bir makaleymiş gibi bir metin kaleme alır. Bu metni yayınlamak gibi bir amacı yoktur. Metnin eşe dosta gönderilen kopyaları o kadar ilgi toplar ki fotokopileri elden ele, ilden ile dolaşmaya başlar.

Hapishane
"Hapishane dışında, kimse bütün günlerini aynı yerde ve aynı insanlarla geçirmek "zorunda" değildir."

Son 1 yıldır gazete sayfalarına zaman zaman (ve giderek artan sıklıkta) yansıyan haberlerden (kuruyan göller, akarsular; tahrip edilen kültür varlıkları ve hastane ölümleri ile birlikte) birisi de şu: "Cezaevleri doldu taşıyor", veya "Tutuklu ve hükümlü sayısı 12 Eylülü geçti."


Stonewall İsyanı
28 Haziran 1969 günü erken saatlerde New York'un Greenwich Willage bölgesindeki Stonewall adındaki bar bir polis baskınına uğrar. Bu tür baskınlara alışık olan ancak verdikleri düzenli rüşvet nedeniyle baskın öncesi polisten tüyo alan bar sahipleri şaşkındır. Daha sonra iddia edileceği gibi bu kez işin işine Federallerin karışmış olması ve bölge karakolunu devre dışı bırakmış olmaları ihtimali vardır.

Türkiye'de İslamcı Kitle Seferberliği
Jenny B. White çok yönlü bir kişilik, bir bilim kadını, halen Boston Üniversitesi'nde Toplumsal Antropoloji dersleri veriyor. Aynı zamanda 2 roman sahibi bir edebiyatçı. Bir yandan da Türkiye ile ilgili bir blog yayınlıyor: http://www.kamilpasha.com/

Yayınlanmış 4 kitabı da Türkiye ile hakkında. Rahatlıkla "bizi bizden iyi tanıyor" denebilir.

....eğer siz de öfkeyle titriyorsanız...
Che, 1964 yılında Guevara soyadını taşıyan bir İspanyoldan Arjantin'e göç eden ailesinin İspanya'nın hangi bölgesinden olduğunu soran bir mektup alır. Maria Rosario Guevara adındaki bu kadına şöyle yanıt verir:


“Okunmuş” Yaşamlar
Okuma ediminin kaçınılmaz bir boyutu da yazarla kurulan ilişkidir. Okuma süreci içerisinde, bir insan olarak tanımadığı yazarı tahayyül etmeye çalışmayan bir okur var mıdır? Kuşkusuz bu tahayyül edimi de yapıtın içeriği ile ilintilendirilir. Romantik bir yapıtta yazarın da romantik bir kişiliği olabileceği hissiyatı güçlenirken, komik bir yapıtın arkasında doğal olarak komik bir yazar-kişilik kurgularız.


''Gabağı kim yediyse''

Datça'yı bilir misiniz? Datça ya da diğer adıyla Reşadiye yarımadası, ilçe merkezinin tüm Türkiye'nin nasiplendiği mimari çirkinliğini bir yana koyacak olursak (pek mümkün olmasa da), dünyada belki de eşi benzeri olmayan doğal ve tarihi güzelliklerinin her gün acımasızca katledildiği, üstelik bu katliamın neredeyse bir siyasi program haline getirildiği "güzel ve yalnız" ülkemizin, doğası bu katliamdan en az nasiplenen nadir bölgelerinden birisi. Bir de, üzerinde Fırtına Vadisi projeleri ile kara bulutlar dolaştırılan Doğu Karadenizi sayabiliriz herhalde.


''Biz hepimiz suçluyuz''
Her şey,  Kaptan J. van Toch'un Sumatra yakınlarındaki Tana Masa adasına Hollanda gemisi Kandong Bandoeng ile yaptığı ticaret seferi ile başlar. İnci aramak için bakir ve el değmemiş bir bölge arayan Kaptan'a bu nitelikte tek bölge olan Şeytan Körfezi'ne asla uğramaması telkin edilir, zira orada tapa-tapa'lar yani Deniz cinleri vardır. Kaptanımız elbette Deniz cinlerinden korkacak insan değildir. Deniz cinlerinden ölesiye korkan yerlilerden kendisine eşlik edecek kimseyi bulamayınca emrinde çalışan iki Sri Lankalı inci avcısı ile körfeze gitmeye karar verir.

Kahire Üçlemesi
Arapça'nın 20. yüzyıldaki en büyük romancısının magnus opum'u 52 yıl sonra nihayet Türkçe'de. Kahire Üçlemesi'nin Mart ayında yayınlanan ilk cildi Saray Gezisi'nden sonra, Işıl Alatlı'nın güzel çevirisi ile Şevk Sarayı'da geçtiğimiz ay yayınlandı. Merakla beklediğimiz üçüncü ve son cilt sonbaharda çıkacak. Hitkitap'a bu kararı ve özenli çeviri çalışması için bir alkış rica ediyoruz.


'Susanlara hiçbir şey sormayınız!'*

Bir kaç gündür elimden bırakamadığım, okuya okuya bitiremediğim bir kitap var. idefix'in bu yeni köşesinin ilk misafiri o oldu. Bu tesadüfe çok sevindim. Edebiyatımızla ilgili, pek örneği olmayan bir arşiv çalışması. Ancak yazarının deyişi ile "portrelerin, ilkin 'yazınsal bir metin' niteliği"ne sahip olması için kaleme alınmış ve bunu da başarabilmiş çok değerli bir kitap.

Bu, Sıddık Akbayır'ın 2006'da 'Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir' adıyla basılan kitabının Artshop Yayıncılık'tan yeni bir isimle çıkan yeni baskısı: 'Bir Fotoğrafınız da Bende Kalmış'.


idefix'te     ya da HAVALE ile alışveriş yapabilirsiniz.

Lütfen kendinizi tanıtın.
E-Posta
Şifre
 
Şifremi unuttum 

» Üye olmak istiyorum
« Kapat