22 Kasım 2008 Cumartesi

Üye Girişi





< Geri

Edebiyatımız '91

Bülent Berkman

“Ne kadar demokrasi o kadar Kitap Sevgisi”

Yayıncılık yıldan yıla daha zorlaşan bir serüvene dönüşüyor.Türkiye de her yıl, bu dönemlerde yaptığımız yıl sonu değerlendirmelerinde, sorunların azalmak yerine artışına,yeni yeni sorunların gündeme gelişine tanık oluyoruz.Umut, hep var,ama göreceli.On iki eylül koşullarının kitap üzerinde oluşturduğu yoğun baskı bulutlarının yavaş yavaş dağılmaya yüz tutması,1991 de umutlara umut katan bir gelişme.Tüm görüşlerin söylenebildiği,kitaplaşıp geniş kitlelere ulaşabildiği demokratik ortamın özlemini nicedir çekiyoruz.
Kitaplarla düşüncelerin geniş kitlelere ulaşabilmesi düşünün çerçevesi,1991 de demokratik koşulların uygunlaşmasına karşın,ekonomik koşulların giderek güçleşmesi nedeni ile,biraz daha daraldı.Eskiden beş bin olan bir kitabın baskı sayısı,artık üç bine indi.Bazı yayın evlerinin bu sayının altında basımlar yaptıkları da biliniyor.
1991 Yılında,zaten güç olan ekonomik koşulları daha da güçleştiren iki önemli etken vardı;Körfez savaşı ve erken genel seçimler ile oluşan belirsizlik ortamı önümüzdeki yılda,bu tür engellerin yaşanmayacağı umudu,1992 ye daha sıcak bakabilmenin bir gerekçesini oluşturuyor.
Körfez savaşı ve erken genel seçimlerin yarattığı belirsizlik süreci 1991 de yayın dünyasını da etkiledi.Ancak 12 Eylül koşullarının kitap üzerinde oluşturduğu yoğun baskının dağılmaya başlaması umut veren bir gelişme oldu.
Kağıt fiyatlarındaki artışın olağan bir düzeyde tutulması,yayın evlerine adeta artı bir baskı unsurunu oluşturan vergi düzenlemelerinin yeniden gözden geçirilmesi,devlete bağlı vakıfların kültür ve sanat ortamına yönelik destekler sağlamaları,yalnız yayıncıların,yazarların değil,bu konuya biraz ilgi duyan her insanın yeni kurulan hükümet den beklentisi olsa gerek.
Umutlarımızı ve beklentilerimiz,yine yeni bir yıla taşıyarak,yayın evlerinin 1991 yılı ile ilgili çalışmalarına ve değerlendirmelerine geçelim.

ADAM YAYINLARI

Adam yayınları ,1991 yılı içinde 31 yeni kitap,82 yeniden basım olmak üzere toplam 113 kitap yayınlayarak,100 kitabın üzerine çıkmayı başarabilen ender yayın evlerinden biri oldu.Orhan Veli'nin “Bütün şiirleri ”en çok satılan tekli kitap olurken,toplu yapıtları yayımlanan Aziz Nesinin ve Nazım Hikmet,genel olarak kitaplı en çok yeniden basım yapan yazarlar oldular.
Yıl içinde yaşanan tüm olumsuz koşullara karşın,Adam Yayınları'nın gerek yayımlanan,gerekse satılan kitap sayısından geçen yıla ilişkin bir artış söz konusu.Yayın evi yöneticileri,Körfez savaşı nedeniyle,yaz dönemi durgunluğuna önceki yıllara göre,erken girilmesine karşın,yılın ikinci yarısında toparlanmanın sağlandığını belirttiler.

AFA YAYINLARI

Afa yayınları da,yayımlanan kitap sayısı açısından bir önceki yılı aşan yayın evelerinden biriydi.Yayınladıkları 70 kadar kitap arasında Hermann Hesse, Çetin Altan, Oshima,Mario Levi iyi satan yazarlar oldular.
Yayın evi yöneticisi Atıl And genel ekonomik kriz nedeni ile 1991'in yayıncılık açısından da sıkıntılı bir yıl olduğunu vurgulayarak,buna karşı hedeflenen “ayda beş yeni kitap” amacına ulaştıklarını söyledi.

ALTIN KİTAPLAR YAYIN EVİ

1991 Yılında,yeniden basımlarda dahil 90 kitap yayımlayan Altın Kitaplar Yayın evi nin en çok satan kitaplarını,genelde Erdal Atabek‘in kitapları oluşturdu.Atabek'in son kitabı “Kırmızı ışıkta yürümek” kısa sürede 3. baskıyı yaparken,İpek Ongun'un “Bir Pırıltıdır Yaşamak” ile “Kurtlarla Dans” ve “ Kuzuların Sessizliği” gibi çeviri ürünlerde iyi satanlar arasında yerlerini aldılar.
Yayın evi yöneticisi Hüsnü Terek,geçen yılı şöyle değerlendiriyor;
“Altın Kitaplar olarak 1991 yılının genelde olumlu bir yıl olarak değerlendiriyoruz.Bilindiği gibi 1991 körfez savaşı yüzünden tatsız başladı ve bu tatsızlık tüm sektörlerde etkisini hissettirdi.Ödenemeyen senetler yayıncılık piyasasında da olumsuz sonuçlar yarattı.ancak biz bu olaydan fazla etkilenmedik ve aksine yeni başlayan Gençlik dizimizle yıl başında hedeflediğimiz tirajın üstüne çıkmayı başardık.Şimdi önemli olarak gördüğümüz sorun hükümetin ders kitaplarına yaklaşımıdır.Çünkü yayın evleri için ders kitapları önemli bir satış potansiyeli demektir.Bu konudaki çözümler piyasamızı etkileyecektir.Biz 1992 yılına da her zaman olduğu gibi olumlu bakıyor ve iyi sonuçlar bekliyoruz.”

AYRINTI YAYINEVİ

Ayrıntı Yayınevi yayımladığı az sayıda kitaba karşın , özellikle kitapların nitelikleriyle dikkat çeken bir yayınevi.1991 yılında 14 kitap yayımlayan Ayrıntı ‘nın kitapları arasında Paulo Fireire nin “Ezilenlerin Pedegojisi” Ingiuar Ambjömsen'in “Beyaz Zenciler” ve Catherine Baker ‘ın “Zorunlu Eğitime Hayır!” adlı çalışmaları en çok ilgi görenler oldular.
Yayın evi yöneticisi Ömer Faruk un görüşleri şöyle:
“seksenli yıllardan sonra atağa kalkan tarihsiz, kişiliksiz ve tabii ki derinliksiz “Kitle Kültürü” etkinliğini giderek artırıyor;1991 de bu artırmanın yaşandığı yıllardan biri oldu: kitapta, sinema da,gündelik hayatta…İnsanları belli tüketim,düşünme kalıplarına sokmak için üretilen ve bütün dünyaya empoze edilen bu kültür,düzeysizliği olduğu kadar kontrol edilebilirliği de içeriyor.İnsanları insiyatifsiz,yaratıcılık güdülerinden yoksun,hayata karşı pasif,uyumlu bir topluluk olmaya zorluyor.
Bu süreçten kitap da payını alıyor.İnsanları ‘Kitle Kültürünün yaşama kalıplarının dışına çıkmaya çağıran kitaplar giderek sınırlanıyor.'Kitle Kültürünü besleyen ve ‘moda'laşmayı başaran kitaplarda ise belli bir artış gözleniyor.Bu iki ‘durum' arasındaki fark da gözden kaçıyor.”

BİLGİ YAYINEVİ

Ankara'da etkinlik gösteren Bilgi Yayınevi, 1991 yılında 90nın üzerinde kitap yayınladı.Daha çok telif yapıtlara ağırlık veren ve bu seçimleri ile baştan “satışı sınırlı kitaplar” yayımlamayı göze aldıklarını belirten Bilgi Yayınevinin yayın sorumlusu Sevgi Özel,genel anlamda 1991i şöyle değerlendiriyor.
“Yayın Evimiz açısından geride bıraktığımız yılı değerlendirirken önce kendi etkinliklerimizi göz önüne almak gerekir.Sonrada izleyebildiğimiz kadarıyla tüm sektörü. Hemen şunu belirtelim,1991 de büyük küçük bütün yayın evleri çok değerli yapıtlarla okura ulaştılar.Özverili,bilinçli, kararlı okurların destek ve katkısı ile ayakta kaldılar,okurlarımıza yürekten teşekkür ederi.
Türkiye, 60 milyonluk bir ülke,ancak kitap baskı sayılarında 1991 dede bir artış olmadı.Yine üç beş bin arasında kitaplar basıldı.Kitaba imle kazandıracak bu denli az basılan kitapları bile gündeme getirecek dikkate değer bir olay yaşanmadı.10.Tüyap kitap fuarı da bize göre sönük geçti. İmza günlerinin, ödüllerin yada başka oluşumlarında kanıksandığı gözlendi.Bunlar konuyu birkaç açıdan düşünmemizi gerektiriyor.
Acaba okurun ilgisini,beklentilerini yanıtlayacak kitaplar mı yok? Son 10 yılın siyasal ve ekonomik baskılarının etkisini sürüyor?Eğitim - Kültür dizgelerindeki yetersizlikler, eksiklerle yetişen kuşaklara nasıl ulaşılabilir?Kitaba yönelik katı değer yargıları nasıl giderilir?
Bütün bunları kim,kimler düşünür;onu biliyoruz ama,1991 de bu sektörün sıkıntılarıdan küçük bir iyileşme olmadı.Tersine sorunlara her gün yenileri eklendi.Çok ilginçtir;Kültür Bakanlığından geçenler de' Niçin az okuyoruz?' diye soran bir mektup aldık.Düşünün, ülkenin kültür siyasasını belirleyenler de bize soruyor. Demek ki, yıllar yılı yaptığımız işten, her fırsatta dile getirilen sorunlardan hiç haberleri olmamış, kös dinlemişler. En azından her yılın bu günlerinde gazete ve dergilerde bu soru hep gündeme gelir, yazılı çizilir.Buda gösteriyor ki,kültürümüzü, çok dandır okuma- yazması olmayanlar yönlendiriyor.
Türkiye de yeni bir dönem başladı.Toplumsal uzlaşmadan sıkça söz ediliyor.Bunun yaşama geçmesi için Kültür Ve eğitim temel araçlarından biri olan kitabın öncesindeki olumsuzlukların yaşanmaması için bilim,sanat ve düşünce üretenleri, ürünlerine devletin sıcak bakması gerekir.Oysa devletin kitaba bakışında, yaklaşımında önceki yıllardan farklı bişey olmadı.Tek yanlı bir seçim ve anlayışla yayında yapan devlet kurumları bunlarla, kendilerine yakın gördükleri yazar ve yayın evlerinin kitaplarını yeğlediler.
1991 dede Kitaplar gene çoğunlukla gazete kağıtlarına basıldı, yine tanıtım, duyuru, taşıma, posta

“Kültür Bakanlığı ‘niçin az okuyoruz?' diye yayıncılara soruyor.Ülkenin, kültür siyasasını belirleyenlerin demek ki, hiç bir şeyden haberleri yok.”

giderleri açısından ekonomideki dengesizlikten yeterince etkilendi.Buna karşı, biz yayın evimiz açısından giden yılı başarısız geçirmediğimize inanıyoruz.İki yazarımızın,Ayla Kutlu ve Tarık Dursun K.'nın önemli iki ödülü alışı, ilk yapıtlarıyla yazım dünyasına katılan genç yazarlarımız, yayın evimizi önerilen yapıt çokluğu yeni baskılarımız (Başka sektörlerde milyarla köşe dönenlere gülünç gelse de) bizim mutluluklarımızdı.Gel gelelim bunların hem yazımcılar, hem de okurlar tarafından da duyumsanması gerekli.Yazık ki, radyo ve tv de kısıtlanan kitaplar, gazete ve dergilerin kültür sanat köşelerinde de kısıtlanıyor,görmezden geliniyor.Eleştirinin kurumlaşamaması, övgü- yergi dışına çıkmaması, en kötüsü de pek çok kitabın yok sayılması;tanıtım, eleştiri yazılarında özle yaklaşımlar doğallıkla okuru yanlış yönlendirmektedir.Bu açılardan da 1991 de kendimizi yenileyemedik. Öyle sanıyoruz ki, kitabı horlayan, sevmeyen ve çok uzun süredir etkili olan resmi anlayış dan nasibimizi biraz fazlaca aldık.”

CAN YAYINLARI

1992 Yılında onuncu yılını kutlayacak olan Can Yayınları, 1991 de on yıllık geçmişinin en verimli yılını yaşadı,yayımlanan kitap sayısı açısından , 90'ı yeni kitap olma üzere, toplam 132 kitabın yayımını yapan Can Yayınları'nın yüzü özellikle Türk yazarların yapıtlarıyla güldü. 1990'nın flaş kitabı kara kitabı, 1991 dede 5 baskı daha yaparak 12. basımına ulaştı. Selim İlerinin Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın, Ahmet Atlan‘ın yalnızlığın özel tarihi Feride Çiçekoğlunun Sizin Hiç Babanız Ödlümü? Ve Güzin Dino'nun “Gel Zaman Git Zaman”ı da iki basım yapan kitaplar oldular.
Yayın evi yöneticisi Erdal Öz, 1991 yılında 12 Eylül ile başlayan kitap korkusunun adam akıllı ortadan kalktığını, kitaba ilginin yeniden başladığını belirterek 1992 ye daha büyük umutlarla bakıyor ve şöyle diyor: “ Ne kadar Demokrasi, O kadar Kitap sevgisi”.

CEM YAYINEVİ

Özellikle genç yazar ve ozanların ilk kitaplarını edebiyat dünyasına kazandırarak önemli bir işlevi üstlenen Cem yayın evi, 1991 yılında 59 u ilk basım, 84 ü yeni basım olmak üzere toplam 143 kitap yayımladı.1991 yılında ilk basımları yapılan yeni kitaplardan, en çok Celalettin Çetin in “ Babı Ali”, Rafet Ballı'nın “Kürt Dosyası” ve Alpay Kabacalı 'nın “ Tarihimizde Kürtler ve Ayaklanmaları” adlı kitapları satılırken, yıl içinde yeni basımları yapılan kitaplardan Monra İgne'nin “Denemeler”i, Hayamın “Bütün Dörtlükler” i, Kafka nın “ Şatosu” Ahmet Arif in “Hasretinden Prangalar Eskittim” Sina Akşi'nin yönetiminde tarihçilerimizin yazdığı “ Türkiye Tarihi” ve Ömer Yağcının “Kardelen” i en çok satan kitaplar oldu.Yayınevi yöneticisi Ali Uğur, bu yıl yaşanan olumsuzlukların kitap fuarını da etkilediğini ve sönük geçmesine neden olduğunu belirtti.

GÜNDOĞAN YAYINLARI

Bir başka Ankara yayınevi olan Gündoğan yayınları, 1991 yılında edebiyatın yanı sıra, sosyoloji,psikoloji, felsefe dizileriyle de yayın dünyasına katkıda bulunmayı sürdürdü.sürüm şansı sınırlı yayınlar, doğal olarak sorunların daha derinden duyulmasına neden oluyor.Gündoğan Yayınları yöneticileri, bu sorunları şöyle dile getiriyorlar;
“1991 yılında kağıda sürekli zam geldi.Bunun yanı sıra ülkede ki seçim havasından yararlanmak isteyen kağıtçılar fiyatlarla oynamaya başladılar ve normal piyasa koşullarını lehlerine çevirmeye çalıştılar. Yayıncılar buna da dayandı, dayanıyorlar ama kısa zamanda hükümet bu sorunları düşünerek yayın piyasasındaki krizi çözmek zorunda. Yoksa yakın bir gelecekte ülke kültür krizine boylu boyunca girecek”.

GÜR YAYINLARI

Bu yıl sadece Buket Uzuner ve Orhan Koloğlu'nun kitapları yayımlandı. Bu arada “İmzalı Kitap Postası” adı altında bir kampanya başlatarak, satışlara hareket getirebilmek için yeni yöntemler denedi.Genelde, 1991'i yavan bir yıl olarak değerlendiren yayın evi yöneticileri, umutlarını gelecek yıla taşıyanlardan.

KAVRAM YAYINLARI

Kavram Yayınları, 1991 yılında 18 kitap çıkardı. İki dizi halinde süren yayınlardan “İnsan Halleri” dizisindeki kitaplar, satış bakımından, yayın evinin yüzünü güldürdü. Bunlar arasından, “Gece Trenin de Aşk” adlı kitap, kısa sürede ikinci baskı yaptı.Kavram yayınları, Kitap fuarı sırasında, fuarın iki İsveçli konuğu Dan Mellin ve Sven O. Bergkivist ‘in kitaplarını da ilk kez Türk okurlarla tanıştırdı. Yayın evinin öteki dizisi olan “Silinmiş Tartışmalar” 19. yüzyılın sonu , 20. yüzyılın başı politik-ideolojik tartışmalarını, Türk okuruna taşıma amacını güdüyor.

KORSAN YAYINEVİ

Henüz bir yıllık bir geçmişe sahip olan Korsan Yayınevi, 11 kitap yayımladı. Jim Morrison ‘ un “Tanrılar Yeni Yaratıklar” kitabı ikinci baskıyı yaptı. Yayın yaşamına şiir kitapları yayınlayarak başlayan Korsan Yayınevi, “Jethro Tull” ile başlattığı müzik kitaplarının yayımını da sürdürecek.
Yayınevi yöneticileri, tüm ekonomik sınırlamalara karşın, sayısız önemli kitabın ilk yayınlarını özgürce gündeme getiren tüm yayıncıların direncini saygıyla karşıladıklarını belirterek, kendi açılarından 1991 i şöyle değerlendiriyorlar:
“1991 ‘i kendi yayınevimiz bağlamında son derece olumlu ve soluklu buluyoruz. Şiir gibi ne yazık ki kitap tüketimi son derece sınırlı olan bir dalda çok büyük bir satış beklentisiyle yola çıkmamıştık. Sonuçta ise beklediğimizin oldukça üstünde bir tempo yakalamamız bize sonsuz bir destek verdi.

METİS YAYINLARI

Metis yayınları, 1991 de 23 ü ilk basım, 8 i yeniden basım olmak üzere 31 kitap yayınladı. Bu yıl basılan kitaplar arasında Giovanni Soognamillo'nun “ Cadde-i Kebir de Sinema, Ruşen Çakır- Hıdır Göktaşı n “ Vatan, Millet, Pragmatizm ve resmi tarih, Sivil arayış”, Broudel in derlediği Akdeniz; İnsanlar ve Miras” Kitaplarıyla, Savaşa Karşı bilim kurgu öyküleri derlemesi” “Asker Kaçağı” en çok satan kitaplar oldu.
Müge Gürsoy Sökmen in 1991 yılı değerlendirmesi şöyle:
“1991 yılı yayıncılık açısından oldukça zor geçen bir yıl oldu. Daha körfez savaşının başlayacağı söylentileri yayılırken kitapçı ve dağıtımcılar ödeme yapma konusunda aşırı bir temkinliğe girdiler; savaşın başlaması ile beraber kitap satışlarında önemli bir düşme olmasına rağmen bu durum daha da ağırlaştı ve çıkışını bu günlere kadar sürdürdü. Ülkemizdeki iktisadi durum özellikle aşırı yüksek enflasyon, üretim yapan kuruluşların ayakta kalmasını zaten çok güçleştirirken, üretim maliyetlerini büyük ölçüde peşin karşılayan, buna karşılık alacaklarını bir yıla varan vadelerde tahsil eden yayıncılık sektörü gerçekten zorlandı.Bunun yanı sıra Anayasanın kaldırılan 141,142 ve 163. maddelerinin yerine hemen uygulamaya sokulan Anti- terör yasası yüzünden gerçek bir ifade özgürlüğü ortamı sağlanamadı; bu yasanın yorumlanması muzır kurulu benzeri çalışmalarla da birleşince yayıncılar bu yılı yine yazarları ve ve çevirmenleri ile birlikte mahkemelerde geçirdiler. Bu yıl karşılaşılan bir sorun da hükümetin her alanda kendince uyguladığı Liberalizmi kültür alanında tam bir Devletçiliğe tek seslilik özlemine dönüştürmesi ile ilgili ortaya çıktı.Devlet kütüphanelerine kitaplar, kütüphanecilerden ve mesleki kuruluşlardan görüş alınmaksızın merkezden seçilerek alındı ve doğallıkla yalnızca belli yayın evlerin kitapları kütüphanelere girdi. Hükümetin kültüre ayrılan bütçesinin geri kalanını da kendi bastığı kitaplara ayırması ( basılan kitapların niteliğini tartışmaya bile gerek yok) yayıncıların nasıl ülkenin gereksiz bir sektörü olarak görüldüğünü bir kes daha kanıtladı. Bu yüzden önümüzdeki en acil adımlardan birinin mesleki grup olarak matbaacı , kağıtçı ve kırtasiyecilerle bir sayılmaktan çıkıp basın- yayın sektöründeki yerimizi almak olduğu düşünüyorum.”

MİLLİYET YAYINLARI

1991 yılında 28 kitap yayınlayan Milliyet Yayınlarının çok satan kitaplarını, Türkiyenin yakın tarihibne ilişkin ani ve değerlendirmeler oluştu. M.Ali Birand - Can Dündar- Bülent Çaplı nın hazırladığı “ Demir Krat”, “Kenan Evrenin anılar” ve Ekrem Pakdemirlini “Ekonomimizin 1923 den- 1990 a sayısal görünümü”, bu kitaplar arasında öne çıkanlardı.
Yayın evi yöneticisi Hikmet Altınkaynak, 1991 yılına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı; “ Bilindiği gibi son 10 yıldır kitapların tirajı 3000'e düştü. Bu miktarı 1 yıl da değil, 2 yılda tüketebilmek bile bir başarı sayılıyor.Bu yüzden, 1991 in son yıllarda süre gelen durgunluğa, devinimsizliğe yeni halkalar eklendiğini söylemek yanlış olmaz.Ancak 1991 in şu günleri Türkiye genelinde olduğu gibi, yayıncılık alanında da umut dolu günler vaad ediyor.”

PAPİRÜS YAYINLARI

Papürüs Yayınlar, bu yıl içerisinde 6 kitap yayımladı.Genellikle popüler kitaplara itibar eden yayın evi Mustafa Kamil Zorti'nin “ Ne tekim” adlı kitaplarıyla çok satan kitaplar listelerinde uzun süre görünmeyi başardı.
1991 de her kitap için 3000'lik basımı koruyabilmeyi popüler kitaplar yayımlamalarına bağlayan yayınevi yöneticileri,geçen yılda, kitabın “ Bir kriz esnasında öncelikle vazgeçilecek ürünler” arasında olduğunun kanıtladığını belirtiyorlar.

REMZİ KİTABEVİ

1991 de 71 i ilk basım olmak üzere, toplam 120 kitap yayımlayan Remzi kitap evinin iyi satan kitapları arasında Clevland Amori nin “Yeni Yıl İle gelen Kedi” Tarna Janowitz in “ Newyourk Köleleri” W Gombrowicz in “Pornografi” İtalo Colvino nun “ Görünmez Kentler”, Bilge Karasu'nun “Klavuz” Emre Kongar'ın “Hocaefendi'nin Sandukası” Doğan Cücenoğlu nun “İnsan ve Davranışları ile Yeniden İnsan İnsana “ adlı kitapları ve engin Gençyaş ın “İnsan Olmak” adlı yapıtlarını sayabiliriz.
Remzi kitapevi genel yayın yönetmeni Erol Erduran geçen yılı şöyle değerlendiriyor; 1991 yılı Yayınevimiz açısından oldukça hareketli geçti.Geçtiğimiz yıl sonunda ilk kitapları çıkan Çilekli kitapların sayısı 40 a ulaştı, yine 91 yılının yaz başında başladığımız günümüz Türk yazarları dizisinde 12 kitap yayımlandı. Necdet Şen in hızlı gazetecisinin 2 kitabı ile çizgi roman dizisine açıldık. Susam Sokağı ile başlattığımız Çağdaş Dünya çizgisindeki çocuk kitaplarına yine 1991 yılı içinde Walt Disney in film klasikleri katıldı. her zamanki gibi kaliteye önem veriyoruz.”

SİMAVİ YAYINLARI

Bu yıl kurulan Simavi yayınları 1991 yılında 25 kitap yayımladı. Haldun Taner öykü ödülünü Adnan Özyalçıner ile paylaşan Nurten Ay'ın “Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı” ve kitabın yayımlandığı günlerde aynı adla Berto Lucci sinemaya aktardığı filmi gösterime giren Paul Bolwes'in Çölde Çay ı en çok satan kitaplar oldu.
Simavi yayınlarının 1991 e ilişkin değerlendirmesinde şu görüşlere yer verildi;
“ Dışarıda doğu bloğunu sarsan gelişmeler, körfez savaşı içeride Çankaya'nın yarattığı krizler, hükümet değişikliği, seçim ve sonuçları, kültür ve sanat dünyamız için olduğu gibi kitapçılığımız için de sorunlu bir dönem oluşturdu. Bütün bunlara karşılık verimli ve ilerisi için umutlu bir yıl yaşadık.”

TELOS YAYINCILIK

1991 yılı mayıs ayında kurulan Telos yayıncılık, bu süre içinde 17 kitap yayımladı. Bu kitaplar arasında Zülfü Livaneli'nin “Orta Zekalılar Cenneti” ve Paul Lafargue'ın “Tembellik hakkı” Adlı kitapları satış açısından diğerlerinin önüne geçtiler.
Telos yayıncılığın yeni değerlendirmesi şöyle;
Türkiye'nin yayıncılık, özellikle de kitap yayıncılığı açısından bir cennet olmadığı ortada. 1991 yılı da bu bakımdan bir istisna oluşturmadı. Hatta denilebilir ki okurun kitaptan uzaklaşma süreci, geçtiğimiz yıl, yeni bir ivme kazanarak sürdü. Bu durum, çok genç bir nüfusun yaşadığı, Türkiye gibi bir ülkede gelecekle ilgili oldukça karanlık mesajlar veriyor. Ama bunun bir yayıncılık sorunu değil öncelikli olarak bir eğitim sorunu olduğu da bir gerçek.”

VARLIK YAYINLARI

1991 yılı içinde 30 kitap yayımlayan Varlık yayınlarının ürünleri arasında Betty Mahmudi'nin “Kızım olmadan asla” ve Erdal Atabek'in “ belki de sensin” adlı kitapları en çok satanlar oldular.
Varlık yayınları yöneticisi Filiz Nayır Deniztekin yıl içinde bilinen sorunların, yayın dünyasını etkilediğini vurgularken, özellikle dağıtım konusunda yaşanan ve yıllardır süregelen sorunlara da değindi;
“Dağıtım sorunu yine her zaman ki gibi gündemde… Dağıtımcı sayısı çoğaldıkça dağıtılan kitap sayısı da çoğalacak yerde azalıyor. Ödemeler deki aksaklık ve nakit tahsil edebilme zorlukları da önemli çapta sıkıntılara neden oluyor. Bu düzensizliklere çare bulmadıkça sorunlarımızda azalma değil artış olması da kaçınılmaz. 15-20 kadar yayınevi bir araya gelip, ortak ilkeler üzerinde görüş birliğine varabilir ve bu ilkelerin dışına çıkmama konusunda kararlı davranabilirse en azından ileriye dönük bir adım atılmış olur kanısındayım.”

ÖYKÜYE ve ROMANA İLİŞKİN NOTLAR

Kulalı gazeteci Eengelinos Misiliadis'in (1820-1890)Rum harfleriyle yayımlanmış Türkçe seyreyle Dünyı (temaşa-i dünya ve cefakarı cefakeş)romanı9nı (1871-1872)Robert Aanheger ile birlikte yeni basımına hazırlayan (1986) Vedat Günyol yapıtı “İlk Türkçe roman” diye nitelemişti. Şimdi Tiecze ise basımına hazırladığı Akabe hikayesi için” ilk Türkçe roman”diyor.Yapıtın geçen yüzyılın ortalarında Türk okurlar için değil İstanbullu Osmanlı ermeni için yazıldığı hatırlatıyor.”Arap harfleriyle basılsaydı acaba “Türk edebiyat tarihinde ne gibi bir mevkii olurdu diye sorabiliriz.Yeni bir devrin kapısını mı açacaktı,yoksa henüz Fransız romanlarının tercümelerin bir janra alışmamış okuyucular tarafından bir nevi ucube addedilerek ret mi edilecekti?”diye soruyor Türk okurları ve onları hedef alacak o günkü Türk yazarları okuyamadığı için bu Türk edebiyatı içinde öncesi ve sonrası olan birer olan birer halkası sayılamaz.Vartan Paşanın yapıtı “ilk Türkçe roman “olarak geleneğimizin oluşma ve gelişme sine hiçbir katkıda bulunmasa da günümüz okuru yeni karşılaştığı bu yapıta bir aşk öyküsünün yanı sıra “140 yıl evvelki İstanbul'u” maddi özellikleri , adetleri, eğlenceleri, sayfiyeleri,ve kayıkları ve o zaman yeni başlamış olan şehir hatları vapurlarıyla görecektir;”o devirdeki ev teşkilatını,ev eşyasını,zenginlerin evinde hizmet gören uşak,aşçı ve aşçı yamağını ,beslemeleri,misafirlik adetlerini, fakirlerin yaşayışlarını,çeşitli tabakaların giyim kuşamları nı yakından tanıyacaktır.
Bu yıl Sedat Simavi edebiyat ödülünü paylaşan iki kitap roman ve öykü sanatımızın yakın dönemini ve bugününü açıklamakta,yorumlamakta,değerlendirmektedir.bu yapıtlardan birincisi Cevdet kudretin “Türk edebiyatında hikaye ve roman yapıtının Cumhuriyet dönemini konu edinen 3.cildidir.kitapta Sadri Ertem'den Sabahattin Ali ye Sait Faik ten Haldun Taner'e Fakir Baykurt'a kadar ayrı dönmelerin,ayrı anlayışların temsilcilikleri ele alınmaktadır. Ödülün ikinci adı Fethi Naci de “Gücünü Yitiren Edebiyat”(Eleştiri günlüğü,ikinci kitap:1986-1990)adlı yapıtında öykü ve roman geniş yer vermiştir.Bu türlerin sorunlarıyla ilgili görüşler,değerlendirmeler yanında Refik Halit Orhan Akbal, Tarık Dursun K., Tomris Uyar, Ferit Edgü, Nedim Gürsel, Nazlı Eray, Murathan Mungan, Mehmet Eroğlu gibi eskilerle yenilerin ve tabii Orhan Pamuk un türlü yapıtlarını ele almış, değer yargılarına bağlamıştır.
Taner Timur'un ”Osmanlı “Türk romanında tarih ,toplum ve kimlik” yapıtı,romanımızı bir tarihçinin gözüyle konu edinmektedir.Kitapta toplumsal ve siyasal tarihimizin romanımıza nasıl yansıdığı,onun nasıl şekillendirildiği gösterilmektedir.Genç bir incelemeci olan Semih Gümüş,”roman kitabı” adlı Yapıtında Timur un uzak durduğu sanatsal değerlendirmeye ağırlık vermiştir.Bunu yaparken günü toplumunun ve çağdaş insanın romana yansıyan sorunları yanında çağdaş romanın yapı özelliklerini de gözetmiştir.Gürsel aytaç “Edebiyat Yazıları II” de alman dilleri yapıtlarla birlikte bizim edebiyatımıza yönelik incelemelerini toplamıştır.böylece kitabında Peride Celal Vüs'at o. Bener , Adalet Ağaoğlu, Füruzan, Nazlı Eray , Latife Tekin, Orhan Pamuk ile birlikte çok çağdaş yazarımızın romanları, öyküleri türlü nitelikleriyle söz konusu edilmiştir.
Dilindeki aksaklıkları konu edinen Tahsin Yücel'in sert eleştirisinin ardından Orhan Pamuk'un”kara kitap”ı yıl boyunca tartışmalar konu olmayı sürdürdü, Ödüller de dikkatleri bazı yapıtlara çekti. Bunlardan biri Peride Celal'in Orhan Kemal ödülünü alan “Kurtlar” ıydı. Kahramanı bir kadın yazar olan roman bu kahramanın bir gün boyunca acımasızca hesaplaşmasını anlatıyor. Böylece yarım yüzyılı aşan bir süre boyunca toplumsal, kültürel, siyasal serüvenimize tanıklıklar sergiliyor. Yazı dünyamızdan pek çok kişiye ve yazarın yaşam öyküsüne ait çizgiler romanın dokusunu besliyor. “Kurtlar” ın bazı temaları konusunda yazarın ifadesi şöyle:”Büyük kentin çöküşünü, parçalanışını anlatmak(…) oraya buraya dağılmış küçük grupların içinde kaybolmuş yitik bir kuşağı,kocamış, unutulmuş eski tüfeklerden birkaçını anlatmak…”
Ödüllü romanlardan biri de Tarık Dursun Kağan'ın Yunus Nadi ödülünü alan “ağaçlar gibi ayakta”sı. Doruğa tırmanmış bir tiyatro oyuncusunun tükenip çöküşünü bu sırada kendisiyle ve geçmişiyle hesaplaşmasını konu ediniyor. 1940larda devlet konservatuarından yetişmiş sanatçılarımızın, eylemci eski sosyalistlerin izlerini taşıyor kahraman. Yazar, yetiştiği eski, güzel İzmir'in geçmişte kalan yaşamına, görüntülerine yer veriyor; yakın tarihimizin türlü sanat, düşünce, siyaset olaylarına da tanıklık ediyor.
Bilge Karasuya verilen uluslar arası Pegasus ödülü bu özgün yazarımıza ve çağdaş edebiyatımıza yurtdışında dikkatleri çekecektir. Türkiye'deki seçiciler kurulu son on yıl içindeki en başarılı Türk romanı olarak Karasu'nun “gece”sini belirledi. Bu yapıt ödül yönetmeliği uyarınca İngilizce'ye çevrilip yayınlanacak. Ödüllü romanlar arasında 1990 Ferit oğuz bayır ödülünü kazanan “uykusu derin şehir” (Hidayet Karakuş) ile “İstanbul kanatlı ben” den (Mehmet Güler)den söz etmek gerekiyor. İlk yapıtın konusu 12 Eylül öncesinin yıldırı ortamı. Romancı dönemin yaşamını sergilerken devrimci kesimin tutumuna haklı eleştiriler yöneltiyor. Güler'in romanında işlenen konu ise taşradan gelmiş bir üniversite öğrencisinin büyük kentteki serüveni sevgiyi ve toplum gerçeklerini adım adım tanıması.
Yılın önemli roman olayı Yaşar Kemal'in “kimsecik” üçlemesini tamamlayan “kanın sesi” ydi. Yağmurcuk kuşu(1978) ve Kale kapısını tamamlayan yapıt İsmail ağayı öldüren dağa çıkan Salman'ın bütün bir köye ve küçük salman'ın içine saldığı konu ediliyor. Mustafa korkuyu yenmek için umuda sığınacak, onun da kendi gücüyle direnmesiyle ve sevgi ile korkuyu alt edecektir. Yazarın yaşam öyküsünden derin izler taşıyan romanın adını Tevrat'ta kardeşi Habil'i kıskanarak öldüren Kabil ile ilgili bir tanrı sözünden aldığı açıklandı:” Ne yaptın? Kardeşinin kanını sesi topraktan bana bağırıyor.” Romandaki kahramanlardan biri “bu köyün çocuklarının içindeki korkuyu söküp atmak zor, çok kan, çok ölüm, çok korku, çok zulüm gördüler.” Çocuk Mustafa günümüzde yaşanan acıları da yakından anımsatan bu korkuya tutsak olmayan, direnen, karşı koyan insanın simgesidir. O kendini aşan insandır. Sabırdır. Dirençtir. Yaşar Kemal korku gibi psikolojik bir olguyu çevresindeki toplumsal koşullarla birlikte sergilemiş ve derinlemesine işlemiştir. Köy yaşamı üretim biçimi, yemek ve içme kültürü, çocukların dünyası, araç - gereç, zengin ayrıntılarla tanıtılmıştır.
Adalet Ağaoğlu'nun “ruh üşümesi” romanı yayınlandığı sırada “edebiyatımızın ilk erotik romanı “ diye tanıtılmıştı. Yazarın “oda romanı” diye nitelediği yapıt bir yolculukta karşılaşan yetişkin bir kadınla bir erkeğin itiraf edilmemiş duygularını düşüncede yer alan cinsel fantezilerini sergiliyor. Dilin ve anlatımın öne geçirilmesi isteğine karşılık yapıtta anlatım bozuklukları dil yanlışları birbirini izliyor. Özentili ve çetrefil yerler okuru sık sık tökezletiyor.” Kadın kendi sesini çarçabuk söndürüp karşı titreşimlere kulak veriyor olabilir”; kadın dudaklarını hafifçe aralamış; ağız içi karanlığından birkaç milim dışarı aydınlığa doğru ilerlediğinden ötürü seçilebilen küçük kırmızı dil ucunu sağa sola oynatıyor; dilin yangının kendi esintisinde savuşturmaya çalışıyor.” Edebiyatımızın ” ilk erotik romanı” nda cinselliği anlatan benzetmeler ise yapıtı ortalamanın alabildiğine altına çekmiştir; “nemli, verimli kadınlık hazinelerinizin kupkuru kesildiği an” ”ak keten örtü hafif yukarı kalkık yuvarlak kalçalar üzerine dağlarda yaylalarda koşan kısrak yelesi benzeri dalgalanıyor” ,” küçük tepeciği altında çekinik, tedirgin, ağır ağır soluyan organın başını hissediyor…”
“Bay Muannit Santegi'nin Notları” adlı küçük roman Vüs'at O. Benerin çözümleyici anlatımının ustalıklı bir örneği.yaşlı,yorgun kahraman sanata,sanat çevrelerine yabancı değil.Yaşamının bir düğüm noktasında onunla karşılaşıyoruz.içki ve ilaçlar,yakalamaya çalıştığı sevi gibi bir dayanak onun için.zorlanan yıpranan bilincin durumuna koşut olarak maddi dünyaya bakışta dilde ve anlatımdaki çözülüşler başarıyla ortaya koyulmuş. Hilmi yavuzun romanı ”Fehmi K'nın Acayip Serüvenleri” yaşadığımız topluma ve bizi şekillendiren, kuşatan kültüre hoş bir eleştiri ile yaklaşıyor. Kara mizahın olanaklarından yararlanıyor.yazarın öz yaşam öyküsü ve kuşağının serüveni yapıtı derinden besliyor. Özenli dil ve anlatımı metine zengin artı anlamlar kazandırıyor.
Selim İleri'nin “mavi kanatlarınla yalnız benim olsaydın” romanı yazarın tanık olduğu bir zaman dilimini, yakın geçmişin kimi güzelliklerini aktarırken anlatımda ilgi çekici bir deneye dayandırılmış. Geçmiş zaman yazarımız Abdülhak Şinasi hisarın dünyası onun anlatımına göndermeler yapılarak romanın bir yanını oluşturmuş romandaki anlatıcının ailesinin ve yakın çevresinin kişileri canlandırılıp kişilikli,eri çözümlenirken adım adım tanıdığı ve girdiği edebiyat dünyasının ünlüleri de kişilik çizgileri ve yapıtlarıyla romanı beslemiş.
Ahmet Altan'ın romanı “Yalnızlığın Özel Tarihi”inde yaşanmamış iyi incelenmemiş bir zaman söz konusu kahramanı bir ihtiyatçı.dönemin hareketli yaşamı,siyasal karmaşası kişisel iletişimleri kuşatıyor.ancak tarihsel doku gibi çatışmalara yol açan kişilik özellikleri de abartmalı ve inandırıcılıktan uzak. Ahmet Yurdakulun ”Bir Masal Akşamı” romanında 12 Eylül dönemini ele alırken aynı yanlış ve eksiklik içinde.sadelik,yalınlık,kolay anlaşırlık yerine abartmalar,anlatımda süsler,kişilik düzeyinde karmaşıklık.
Buket Uzuner “iki yeşil su samuru, anneleri, babaları, sevgilileri ve diğerleri” romanında çağımız insanlarının güncel yaşamının, aile, sevi ilişkilerini sıcak bir duyarlılıkla işlerken çağdaş bir temaya hatta savaşın alnına geniş yer vermekte. Yok edilen, bozulan doğal çevreye nasıl sahip çıkacağız? Aydınların, örgütlerin bu konuya yaklaşımı nasıldır? Edebiyatın yaklaşmakta beklide geciktiği konusuna değinirken keşke Uzuner dil sorunlarını aşmayı başarabilseydi!
Erdoğan Alka'nın “Kör Oldum Veysel oldum” romanı halk şiirimizin ünlü ustasının yaşamına tanıklık ediyor.Veysel'in inanç dünyası onu yetiştiren koşullar kişiliğine ve sanatına ilişkin bilgiler kapsamlı bir araştırmayla bir araya getirilmiş. İlgiyle izlenen kitabın bir sanat yapıtı, başarılı bir roman olduğunu kabul etmekse mümkün değil.
Roman türünde yeni imzalar, yeni arayışlar eksik değildi.türlü yönleriyle dikkati çeken ürünler arasında Sadık Karlı'nın “Eski Kış”ı, Nihat Genç'in “Bu Çağın Soylusu”, Cumhur Orancı'nın “Butterfly'ın İntihar Seferi” Nejat Elibol'un “Yıkık Evde Düş”ü, Turhan Kayaoğlu'nun “Aykırı Kuşlar”ı, İsmail Bozkurt'un ”Yusufçuklar Oldu mu?” romanları yer alıyor.

ÖYKÜ KİTAPLARI

Öyküden Haldun Taner ödülünü Adnan Özyalçıner ile paylaşan Nurten Ay “Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı” kitabıyla geniş ilgi çekti. Genç bir yazarın ilk ürünü olarak içeriği ve anlatımıyla bu ilgiye hak da kazanmıştı. Öykülerde İstanbul'un yakın geçmişine kültür ve sanat değerlerine ait değerlendirmeler günümüzde görülen yozlaşmalar kadın ve erkek ilişkileri zaman yalnızlık temaları yer alıyor: yazarın insan halleri kadar çevreyi eşyayı anlatırken yer verdiği ayrıntılar öykülerin içeriğine önemli katkı sağlıyor.
Ödülün öteki ortağı Adnan Özyalçıner'in yıl içinde iki kitabı yayımlandı. “Cambazlar savaşı yitirdi” ve “alaycı öyküler” Özyalçıner İstanbul'un kenar semtlerine ve o çevrenin insanlarına ait gözlemler izlenimlerle besliyor öykülerini. Kentteki değişme, toplumda ve insan ilişkilerindeki değişmelerin bir başka yanı sayılıyor. Öykücü zaman zaman kara mizahtan yararlanıyor fantastik öykülere yer veriyor. Bütün bunlar toplumsal düzendeki çarpıklıkları ortaya koymakta yardımcı oluyor.
Öykülerini “bir büyülü ortamda” adlı kitabında derleyen Orhan duru olsun, “kuş kafesinde baron” kitabının sahibi Nazlı Eray olsun düşleme, fantastiğe sıcak bakan öykücüler ancak bu kaynağı okuru şaşırtmak için yöneliyorlar.Yaşamın çelişkileri çarpıklıklar bu araçtan yararlanılarak daha etkili bir dille eleştiriliyor.
Ülkü Tamer'in “Alleben Öyküleri” ise yazarın çocukluğunu geçirdiği çevreden gelen kişiler ve geçmişte kalan yaşamın beslediği bir yapıt. Anıların arasından çekip çıkardığı kişilikler iç zenginlikleriyle parıldıyor. Sıcak, çekici bir dünya canlandırılıyor. İçeriğe derinlik katan iyi işlenmiş anlatımı ozan-öykücünün bu alana ağırlık vermesinin yerinde olacağını düşündürüyor.
Nedim Gürselin “Son Tramvay” ı yazarın duyarlılığının dil arayışlarının kent çevresine, anılara sevgiyle farklı yaklaşımını ürünü.
Erdal Atabek'in “ beklide sensin” kitabındaki öyküleri çağdaş bir aydının dünyaya, topluma ve insana yaklaşımının ürünü.Okurken öykü yapısını, anlatımı düşünmüyorsunuz.Bunlar anlatılanları izlememizi kavramamızı sağlayacak ölçüden az değil. Yapıt asıl içeriği ile okurunu sarıyor ve yazarına hak ettiği saygınlığı kazandırıyor.Oya Baydar'ın “Elveda Alyoşa”sı da öyle. On iki eylülün yurt dışında yaşamaya ittiği Baydar edebiyata her zaman yakın kalmıştı. Şimdi yayınladığı öykülerde çevresine yönelik derinlemesine gözlemler var.
Barlas Özarıkça'nın “serada aşk” ı çözümleyici özenli bir anlatıma dayanıyor. Ustalıklı bir mimari dikkati çekiyor. Yazar bu ilk öykü kitabında öykümüze farklı önemli bir ses kazandırmış olur.
Yeşim Dormen Mütterisoğlu'nun “Merdiven Altı”, Cengiz Önder Sever'in “Cumayı Gömme Töreni”, Jale Sancak'ın “Aynadaki Yüzler”i, Perihan Mağden'in “Haberci Çocuk Cinayetleri” Renan Demirkan'ın “Üç Şekerli Demli Çay”ı yeni imzaların farklı duygularını anlatımlarını önümüze açıyor.
“Haykırmak” kitabının yazarı Firuzan Toprak, “Ahşap Köşkün Hanımefendisi” kitabının yazarı Zeynep Avcı öyküye meraklı okurların daha önceki yapıtlarından tanıdıkları kimliklerini geliştiriyorlar. Tecelli(S.Sırma)'nın “Ferman” Cemile Çakır'ın “Gelincik ile Uyanmak”, Kamber Ateş'in “Nasılsın(hapishaneden öyküler)” Zerin Koç'un “ Bir Ara Uğra Sevgin Kalmış Bende” kitapları yılın öteki öykü çalışmaları arasında .

Milliyet Sanat Dergisi, 15 Aralık 1991, Sayı: 278, Sayfa: 5-6-7-8-9-10-11-12

idefix'te     ya da HAVALE ile alışveriş yapabilirsiniz.

Lütfen kendinizi tanıtın.
E-Posta
Şifre
 
Şifremi unuttum 

» Üye olmak istiyorum
« Kapat