22 Kasım 2008 Cumartesi

Üye Girişi





< Geri

1980 Yılı Yazın Olayları

M. Hacıhasanoğlu

Sabahattin Ali Olayı: Türkiye'de kendisinden ve iki film yıldızından başka kimseyi aydın saymayan, aydın geçinenleri ona göre böyle denilebilir ancak- mazohistlikle suçlayan bir yazar, Sabahattin Ali'nin öldürülmesi olayından yola çıkarak, sağı solu suçlayan; yazarını okurları ve toplum önünde küçük düşürmeye çalışan bir yazı yayınladı. (Edebiyat Cephesi, Temmuz 1980, sayı 33-34.) Sabahattin Ali'nin öldürülmesi üzerine söylenenler,yazılanlar doğru değişmiş,yaşamı da çelişkilerle doluymuş. Yanıt veremezdi Sabahattin Ali artık o yazara; bu dünyada elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış ardında düşüncelerini toplayan öyküler, romanlar,şiirler bırakıp gitmişti; kitapları hala okunuyor,şiirleri söyleniyor, türküleştiriliyordu. Yaşamındaki çelişkilerle bulunan tek yazar Sabahattin Ali miydi? Ardından değerli bir yazarımız da açıklama yaptı. Zaman yokluğu neden gösterilerek eksik bırakılan bir açıklama. Bunlar ne götürdü Sabahattin Ali'den? Onun Türk toplumcu gerçekliğindeki yerini çıktı mı? Yazdıklarıyla var Sabahattin Ali.

Türk yazımında Roman yok mudur? Fethi Naci, Milliyet Sanat Dergisinin (Yeni dizi 12/15, Kasım 1980) sayısında soruyor. “Türkiye'de Roman Var Mı?” diye bizde romanın geç gelişmesini, batı ülkeleri düzeyine çıkamamasını, Sencer Divircioğlu'nu da tanık göstererek Osmanlı'da ekonomik düzenin burjuvazinin gelişmesini, bireyin toplum içinde özel bağımsız olarak ortaya çıkmasını engellemesine bağlıyor.Bir başka neden daha gösteriyor: Düzyazı geleneğimizin olmayışı... Ahmet Hamdi Tanpınar'ı tanık göstererek “Müslüman doğu, ruhbilimsel araştırmayı pek az tanımıştır” diyor. Kadın-erkek ilişkilerinin batıya göre farklı oluşu da romanımızın gelişmesini engellemiştir. Fethi Naci'ye göre, “Türk romanının gelişmesi 1900'da durmuş gibidir.” Böyle diyor yazar Ahmet Hamdi Tanpınar'dan başka romancı tanımıyor. Ancak onun romanlarını ikinci kez okumak istediğini duyabiliyormuş. Böylece bir ölçü çıkıyor ortaya. Bir romanın roman olabilmesi için ikinci kez okunma isteği uyandırabilmesi gerekiyor. Fethi Naci, 10 Türk Romanı (1971) adlı yapıtı olan bir eleştirmen. Yine de tümden yadsımıyor Türkiye'de romanın varlığını: Evet Türkiye'de Roman var. Ne kadar futbol varsa o kadar, “Vedat Günyol da milliyet Sanat Dergisinde (Yeni dizi, 10-15, Ekim 1980) “Roman Konusunda “başlığı altında yazmış düşündüklerini; yadsımıyor Türkiye'de romanın varlığını, ancak sosyal gerçeklik adı altında yazılanların yüzeyde kaldıklarını belirttikten sonra, Türk romanının dış gerçeklerden kurtulup iç gerçeklere yöneldiğini söylüyor, adlar sayıyor. İç gerçekliğe dönerken toplumcu gerçekçilikten kopup tümden bireyciliğe düşenler çıkabilir mi? Bu noktaya da Atillla İlhan (Yazko - Edebiyat, Sayı 1, Kasım 1980) parmak basmıştı.
Hayatları ve Roman: Cemal Süreyya Milliyet Sanat Dergisinde (Yeni Dizisi 9, 1 Ekim 1980)” Romanda Gerçek Kişiler” başlıklı yazısında batıdaki ve bizdeki roman gerçek kişilerini yazar ve roman adlarını vererek göstermişti. Otobiyografik romanlar da vardır kuşkusuz. Bunları romanla saymayıp anı türüne mi sokmalı?Bir zaman içinde bir tipi tanıdığımız birine benzetebiliriz. Yazar kesin kes onu anlatmıyordu; bir prototiptir o, Yalnız kendisini, çok yakın çevresini anlatan romancılar görüş alanlarını daraltıyor olmalılar. Selim ileri, (Yazko - Edebiyat, Sayı 1, Kasım 1980) “Monsieur Proust'un Valizi” başlıklı yazısıyla Cemal Süreyya'nın görüşlerine karşı çıktı. Bir yerde, “Romancı gerçek kişilerden yola çıkmaz demiyorum. Bunu diyemem. Ama yazınsal gerçeklik, önünde sonunda bir düşlemin ürünüdür” diyor Selim ileri.Yazar gözlemlediği kişiyi eğer tepbe yaşamını anlattırmıyorsa - kendi yeniden yaratır.Yalnız çok özel kişisel ilişkilerin romanlara yansıması yazarların arasını bozuyor olmalı; Afet Ilgaz'ın “Açık Konuşma” başlıklı yazısı (Türkiye Yazıları, Sayı 45, Aralık 1980)

Atilila İlhan, Gösteri Dergisindeki (Sayı 1, Aralık 1980) “Hayatları Roman” başlıklı yazısında “Malum ya, roman kişinin başından geçenleri hikaye etmesi olsaydı ‘hayatı roman' olan bütün pavyon kızlarını romancı saymak gerekecekti” diyor. Bence roman toplumcu gerçekçi açıdan yol alacaktı.

Ödüller üzerine Tartışmalar: Yazınımızın sürüp giden sorunudur ödüller, tartışıp durulur. Bugün Türkiye'de 24 ödül varmış. İçlerinde değişik ürünleri değerlendiren olduğu gibi,tek tür için kurulmuştur bazıları. Gösteri Dergisi'nde (sayı 1, Aralık 1980) yazarlarımız ödüllerin işleyişini tartışıyor. Ödül bolluğundan, jürilerin kuruluşundan, kurumların ödüllendirme anlayışından, ödüllerin yozlaştırıldığından yakınanlar var.

Bence yazar için ödül,en büyük ödül, okuyucunun ilgisidir.

Şiir, Şiir...Yanlış aklımda kalmadıysa Nevzat Üstün Şiir Ödülü için 90 yapıt gönderilmiş. Biz duygusallığı ağır basan bir ulusuz; düşünüp inceleyip, deneyip yorulmayı sevmiyoruz; düş kırmak, konuşmak, güzel konuşmak daha çok hoşumuza gidiyor. Geçmiş yüzyıllara göre yine bir dengelenme var şiirle düzyazı arasında. Şurasını belirtmeden geçemeyeceğim, 1980 yılında çok güçlü şiir yapıtları yayınladı.

Büyük Basım Kurumlarının Dergileri: Önce Milliyet Gazeteci başladı haftalı Milliyet/Sanat Dergisiyle; sanat ve düşün yaşamının güncel olaylarını yansıtırken incelemeler, denemeler de yayınlıyordu. Sonra büyüttü işi; şiiri, öyküyü, incelemeyi, denemeyi de içine alarak, parasal zorluklarla yaşamlarını sürdüren düşün ve sanat dergilerinin alanına da el attı;o küçük,küçücük dergilerin kendilerine göre oluşturdukları belli kadroları, kesin sınırlarla ayrılmış olsa da,belli bir yolları vardı.Bu bol resimli, fotoğraflı, renkli resim ekli dergide, birbiriyle uyuşan uyuşmayan tüm ünlüler toplanmıştı.Milliyet/Sanat, yönetiminin el değiştirmesinden sonra,eski biçimine yaklaşır gibi oldu.Hürriyet Gazeteci “Gösteri”yi çıkardı ikinci Milliyet/Sanat gibi, şiirleriyle, öyküsüyle, incelemesi, denetlemesiyle; topladı tüm ünlüleri çevresine; televizyonda reklam,gazetelerde bol bol ilan, geniş bir dağıtım; gücü yetebilir mi öteki dergilerin... Karacan yayınlarının da aynı türden bir dergi çıkacağından söz ediliyor. Egemen güçlerin elindeki bu dergiler sanat ve düşün yaşamı yozlaştırabilirler mi? Her yazar büyük bir okur kitlesi olsun ister; bu dergilerden de yararlanacaktır, düşüncesini yaymak için.Ama yazarlarımıza güveniyorum ben; yayınlansın diye düşüncelerine aykırı yazılar göndermezler bu dergilere.

Bilim Ve Sanat Dergisi, Ocak 1981, Sayı: 1
idefix'te     ya da HAVALE ile alışveriş yapabilirsiniz.

Lütfen kendinizi tanıtın.
E-Posta
Şifre
 
Şifremi unuttum 

» Üye olmak istiyorum
« Kapat