1981 yılı içinde yayınlanan roman ve hikaye kitaplarının çoğunu henüz okuyabilmiş değilim. Yeni yayınları sıcağı sıcağına izleyebilmek güzel bir şey.Fakat yazık ki her zaman olanaklı değil.
1981 yılı kitaplarından Aysel Özakın'ın “Genç Kız ve Ölüm” adlı romanı ilgimi çeken bir yapıt oldu. Bunda belki kendi yaşamımla özdeşler kurmanın da payı var. Aysel bizim kuşağın bir yazarı. Anlattıkları da 1960'larda bizim yaşadığımız şeyler. Daha doğrusu, romanın kadın kahramanı ve kocası, 1960 kuşağının insanları. Benzerleri yaşamda elle tutulurcasına var.Aysel romanında o yılların atmosferini canlandırmaya başarmış. Kahramanlarının toplumsal konumlarını, psikolojilerini başarıyla işlemiş. “Genç Kız ve Ölüm”, toplumumuzda kadının ( kitapta, aydın kadının) konumunu, sorunlarını en çok başarıyla anlatan bir yapıt olarak göründü bana.
İlhan Berk
1981 yılında çıkaln yalnız üç romanı okuduğum için bir karşılaştırma yapamayacağım. Bu benim romana kapalı olduğumdan değildir. Her türlü düz yazılardan etkilendiğimi söyledim. Hele bu romansa, dili, biçimi, tekniği (evet tekniği) beni çok ilgilendiriyor. Ama genel olarak bizim romancılarımız nasıl anlatacaklarını bir yana atıp salt anlatıyla dayanan tavırları beni çoğunlukla yabancı yazarların yapıtlarını okumaya itiyor. Bu yüzden, benim bütün yazın yapıtlarına bu bakışımdan ötürü, bizim romancılarımızın çoğuna kapalı olduğum söylenebilir.Bunu elbette üzülerek söylüyorum. Konu, romanda beni pek ilgilendirmiyor. Örneğin, öyküde olsun, romanda olsun: 2 Hoş geldin, n'aber? ‘türünden bir tümce elimdeki kitabı atmaya yetiyor. Belki de bu benim romana da, yaratısal bir yapıt olarak bakmamdan da geliyor. Joyce, Kafka, Faulkner gibi yazarlar soyuna bağlılığımdan da diyebiliriz buna.
Bu yıl okuduğum üçç romandan gelince:
Yaşar Kemal'in Kimsecik I'ni, Demirciler Çarşısı Cinayeti ile Yusufçuk Yusuf soyundan, o iki dev romandan biri diye gördüğüm için sevdiğimi söylemek isterim.
Adalet Ağaoğlu'nun Bir Düğün Gecesi'nin yerini tutacak çapta bir roman olmamasına karşın, bir çeşit sessizliğin sessizliği diye gördüğüm Yazsonu da ilgimi çeken romanlardan biri diye göstermek isterim.
Öte yandan Önay Sözer'in Öteki yapıtını yazınsal açıdan değişik bulduğum için anmalıyım.
Başta da söylediğim gibi, bu yıl salt bu üç romanı olduğum için yılın romanlarıyla bir karşılaştırmaya hakkım olmadığını yinelemeyelim.
Necati Cumalı
Roman: 1981 yılında yayınlanan romanların ne yazık ki yalnız birini okudum. Bu kadarı en iyisi seçmeme yetmez. Deneme: Deneme kitapları içinde Salâh Birsel'in Halley Kimi Kurtarır.
Arif Damar
Ben öyle iyi bir okur sayılmam. Düzensizim. İlgim, herkesin ilgi güncel romanlara, yazarlara değil, olmayacak alanlara, kitaplara kıyıyor.
Örneğin şimdi “Savaş ve Barış”ık okuyorum. O bitince, sırada “Yedi Asılmışların Hikayesi” var Leonid Andreyev'in. Üçüncü kez okumuş olacağım bu kitabı. “Savaş ve Barış”tan önce “İnsancıklar”ını yeniden okudum Dostoyevski'nin. Çünkü daha önce troyat'nın “Dostoyevskki'sini okumuştum. Oysa, bunlar gibi birçok kitabı çok önceleri okumam gerekirdi. “İnsancıklar'ı, Bielinski'den gerekirden dolayı, acaba niçin beğenmiş. Dostoyevski'yi tutmuş, desteklemiş diye merakından okudum.
Tezer Özlü Kıral'ın “Çocukluğumun Soğuk Geceleri'ni Veysel Öngören beğendiği için okudum. Çok sevdim ben de, beğendim, içime içime işledi.
Ama bunun yanında tam üç ünlü yazarımızın, romancımızın (şimdilerde çok sözleri ediliyor, beğenenleri de çok) istedim, birinci sayfalarını bile bitiremedim .Sarmadı beni. (“Savaş ve Barış” çabucak bitecek diye korkuyorum). Dediğim gibi ben iyi bir okur değilim. Geçen yaz bir iki hafta içinde Türkçe'deki bütün Vasconcelosları okudum, bitirdim. Sonra Gabriel G. Marguez'i de. Hep bu yazarları konuşmuştum. Şimdi ilgim Güney Amerika yazınına döndü; romanına, şiirine kültürüne. Kızılderili kültürünü ,folklarını merak ediyorum, okuyacağım, öğreneceğim.
Yukarıda, başladığım romanları okuyamadığımı söyledim, Yaşar Kemal yok içlerinde. Çünkü Yaşar Kemal'in bütün romanları, kitapları korkunç bir güzellikle başlar. Bir süre de öyle başlar. Bir süre de gider. Bir kez zokayı yemişsinizdir. Bırakmak isteseniz de bırakamazsınız. O yinelemelerine, o uzun uzun betimlemelerine kızsanız da çaresi yok kitap! Bitireceksiniz “Demirciler Çarşısı Cinayeti”, “Yusufçuk Yusuf” yüzünden Marmara Adasın'daki o kısa yaz tatilimi Çukurovan'da geçirdim diyebilirim.
Şu sıralarda ünleri çok artan romanlarımızın Çehov'u ,L. Andreyev, Tolstoy,Dostoyevski, Kafka bir yana Sabahattin Ali, Sait Faik'i, hele romanının girişini yazarken Yaşar Kemal'i iyi okumalarını, incelemelerini isterdim.
Niçin biz Marguez'i, Amadolu'yu, Y.Ritsos'u okuyalım? Niçin Yevtuşenko'nun ülkesinde romancılarımızın şairlerimiz okunmasın? Okunmasın derken şöyle laf olsun diye değil, en az onların romancıları, şairleri kadar okunmalı, istenmeli, aranmalıyız. İşte o zaman yazdıklarımızın bir anlamı olur. Unutmayalım hiç olmazsa kültürde, yazında, sanatta yeryüzü yurttaşıyız.
Hasan Hüseyin
Bütün suç Fethi Naci'nin!... Denemeseydi ki “Bizde ne kadar futbol varsa, o kadar da roman var!”, birkaç roman okumak niyetindeydim. O böyle deyince, boş vakit de bulamayınca daha da kötüsü, yazlıklara taşınmaya gücüm de yetmeyince, üzülerek itiraf edeyim ki, 1981 sayılı içinde bir roman okumadım!... Bu demek, futbol da, Dallas da seyretmedim. Ne ayıp!..
Bununla birlikte, 1982, yılı içinde bir kaç roman okumak niyetindeyim. İnşallah, eksperler, ellerini çabuk tutarlar da, şu roman işini bir an önce hâle yola koyarlar!... Sonra toplumsal konulardan cinselliğe, cinsellikten de hooop diye eşcinselliğe geçişin ‘diyalektik' açıklaması da bu arada son bulur herhalde!.. Bülent Ersoy güncelliği çabucak romana aktaralım derken, halkın deyimiyle, “dam diye avluya mı bastık” yoksa?..
Açıklık , evet, biraz daha açıklık gerekiyor!.. İştahımı, Allah kısmet ederse, 1982'ye saklıyorum, roman konusunda!..
Özdemir İnce
1981 yılında yayınlanan romanların çoğunu, ne yazık ki okuyamadım, pek vaktim olmadı. Bu nedenle Dersaadet'te sabah Ezanları'nın en iyi roman ya da en iyi romanlardan biri olduğunu ileri sürmen doğru ve haklı bir davranış olmaz.Ancak birçok bakımdan çok ilginç bir roman. Önce dili. Attillâ İlhan'ın romancı olarak Osmanlıca'yı konuşturması bir oranda haklı bir tutum, ne var ki Türk dilinin bugün vardığı aşamada çelişkili bir gözüpeklik. Ama bunların dışında gerek özü, gerekse roman kurgusu bakımından önemli bir roman; yazar, yakın tarihin yaşanmış gerçeğinden ve belgelerden yola çıkarak roman gerçeği (estetik gerçek) yaratıyor. İnsanı bütünselliği içinde kavramaya çalışması, romanın gözden kaçırılması gereken çok önemli bir özelliği.
Ahmet Oktay
1981 yılı içinde okuduğum en ilginç romanların üstünde yine Adelet Ağaoğlu ile Selim İleri'nin imzaları vardı.Gerek Yaz sonu, gerekse Yaşarken ve Ölürken hem irdeledikleri sorunlar, hem nesnelleştirdikleri teknik açısından alışılmışın, yasallaşmışın , yasallaşmanın dışına çıkabilmeyi bildiler. Türkiye'nin ekonomik toplumsal sorunlarına eğilen, gelişimi tarihsel bir perspektif içinde kavramaya çalışan kimi yazarların roman ve yazmak denen olgular üzerinde hiç düşünmedikleri bir gerçek. Hatta bırakın Türkiyeli çağdaşlarını, batılı ve Güney Amerikalı ustaları bile yeterince okumadıkları anlaşılıyor. Belki de bu yüzden yazınsal kusurları apaçık belli olmasına rağmen, Tezer Özlü Kıral'ın Çocukluğun Soğuk Geceleri bile hiç değilse yöneldiği bölge açısından ilgi çekici olabilmeyi başarıyor.
Romancıların kendilerini ödüllerin çekiminden ve Pazar'ın güdümünden kurtarmaları gerekiyor bir an önce. Birbirlerine kara çalmalarının da bir yararı yok. Çünkü bu yüzden asıl sorunlarıyla, yani “Roman Yazmayla” yeterince uğraşamıyorlar. Şöhretler, reklam oyunlarının yazdıkları roman kılamayacağını bilmelidirler. Genel oyu toplasalar ya da topladıklarını sansalar bile.
Sennur Sezer
1981 yılında okuyabiliğim romanlardan ilgimi çekenler şunlar: Konunun okuyucuya sömürmeye uygun oluşuna karşın. Bundan kaçınan yapısıyla Peygamber Çiçeği (Mustafa Balel), Estetik Tezlerim, bir roman kalıbı içinde başarılı tartışmasıyla Yaşarken ve Ölürken (Selim İleri) , Vakarlı Memo ( Lütfü Kaleli), toplumsal yapı ve diğer tartışmasıyla Halkalı Köle (Bekir Yıldız), Genç Kız Ve Ölüm (Hakkı Özkan) Kurtuluş Savaşı'ndan bugüne değişen ve değişmeyenlerle Acının Askerleri (Burhan Günel)
Bu arada Talip Apaydın'ın Şehre İndi İdris'ini henüz okuyamadığımı belirteyim. Benim ya da bir başka okurun öznel yargıları Türkiye'de romanın olmadığını kanıtlayamaz. Türk toplumu,Türk halkı, adını andığım romanlarda yansıtılıyor, tartışılıyorsa, Türk romanı 1981'den yüz akıyla çıkmıştır. Bunu kimse yadsıyamaz.
Kemal Özer
Yıl içinde okuduğum romanlar arasında Sulhi Dölek'in “Geç Başlayan Yargılama” adlı yapıtını yılın en başarılı romanı olarak niteleyebilirim.. Bu kanıya varırken birçok özelliği .çekti. En başında dili kullanımı geliyor. Üslup cambazlıklarına düşmeden, her türlü yavanlığın, ötesinde, konusuyla örtüşen kıvrak bir anlattım. Üslup üzerinde dururken, Nâzım Hikmet'in biçim üzerine söylediğini anımsadım. Biçim bir çorap gibi olmalı demişti. İçeriği sımsıkı kavramalı, ama kendini belli etmemeli. Dölek'in dili kullanımı da tıpkı öyle.
Roman, seçtiği konu ve konunun verişiyle de başarılı.Seçtiği konu, çağdaş bir insanımızı özel ve genel çevresiyle gündeme getiriyor. Özellikle son yıllarda hepimizin gördüğü, tanıdığı bir insan bu. Yaşadığı ikircikleri çoğumuz yaşıyoruz. Aydın olarak. Özelin içindeki geneli yakalamış Dölek. Bu konunun verilişi de sıradan bir roman yapısı içinde değil. Rahatsız etmeyecek ölçüde deneyci, ilgiyi kesintiye uğratmayacak kadar da sürükleyici. Birkaç sayfa okuduktan sonra elinizden bırakmamak için bahaneler aradığınız romanları gördükçe, büyük savlarla , tezlerle ortalığa dökülüp okuru keçiboynuzu çiğnemiş duruma düşüren romanları okudukça gözümde daha bir büyüyor.
Oktay Rifat
Bizde roman yok, deniliyor. Bizde jeolog yok, dersem, jeolojiden hiç çakmamama karşın,doğru çıkabilir. Bizde neye yok derseniz pek yanılmazsınız.
Son günlerde Türkiye'ye konuk olarak gelen Fransız yazarının sözünü ettiği kadın romancı Hekene Cixoux'yu aldım, okumaya çalıyorum. Romanın adı: Güneşin Portresi. Tanıtma yazısında söyle deniyor:
“ Helene Cixoux'nun bu düş ürünü, edebiyatla psikanaliz arasındaki el eğmemiş ilişkiyi götürüyor bizi ve ilk kez Freud'cü bir mitolojiyi bir yazının oyunu içine çekiyor. Her şeyden önce çok yüce nitelikte şiirsel bir betik.”
Fransız romancılarının nelerle uğraştıklarını görüyoruz. Adamın dediği gibi biz ilkin Balzac türü romanı pekiştirmeliyiz. Aklı yatan böylesini, yatmayan öbür türlüsünü yazsın. Bence eksik olan eleştiridir. Çünkü köklenmiş ve yerleşmiş olandır eleştirinin dayanağı. Bizde roman yoksa, yok diyelim, eleştirmeni nereden, nasıl türedi!
Bir yandan da klasiklerimizi saptamaya kalkışıyoruz. Racine bir klasiktir dediğimizde, RacinneYunan - Latin öğretisine bağlı bir kişidir anlamı çıkar bundan. İsimdir böyle kullanılırsa. Sıfat olarak başka anlamları da var, doğru. Sözlükler var, bir zahmet baksınlar.
1981'in hangi romanları daha iyi? Söyleyemem. Bu kör döğüşünde ben yokum.