22 Kasım 2008 Cumartesi

Üye Girişi





< Geri

Kitap Okuma Mevsimi

Tatile çıkarken yanınıza neler alacaksınız? Kitapsız yapamayanlardansanız, işte Nokta'nın önerileri...

Tatil keyfini bozmak için illa döviz kurları üzerinden hesaplanan faturalara, pisliğe ve gürültüye gerek yok. Tatil bavullarınızı kitaplarla ağırlaştırmak gibi bir alışkanlığınız varsa yanlış seçilmiş kitaplar her şeyin üstüne tüy dikebilir. Dikkat etmek gerek. “Atsan atılmaz, satsan satılmaz” türü bir ürün olan kitaplar, birçok işlevi birden yerine getirmeli. İnsan evini süslemeli, elini süslemeli, gerektiğinde insanın yüz kısmını aşırı ultraviyole ışınından korumalı ve en önemlisi eğlendirmeli. Böylesini bulmak zor, seçmek daha zor oluyor. Belki bu yaza. Tatile çıkarken plaj çantalarının bir kıyısına yerleştirilmeyi uzun süredir bekleyen bir kitabı tavsiye etmekle başlayacağız. İngiliz yazar Saki'nin “İnsanlar, Hayvanlar ve Yırtıcı Hayvanlar” adlı kitabı tam mizah sevenlerin okuyacağı bir kitap. Bu kitap, belki de bu üç türü bir solukta saydığı için ve yazarı Türk okuyucusunca pek tanınmadığı için pek ilgi uyandırmadı ama bıyık altından gülümsemeyi seven insanlarından mutlaka okuması gerekiyor. Aman dikkat edin, tatilde de olsa sürekli kıs kıs gülen bir insan şüphe uyandırabilir. Ama Saki'yi okumanın zevki, bu şüpheleri üzerine çekmeye değecektir. Bazı insanlar tatile çıkarken yanlarına Foucault'nun kitaplarını ya da dilimize yeni çevrilen Hegel'in “Tinin Görüngübilimi”ni alıyor olabilirler. Yok, yok biz bu kitapların gerektiğinde güneşten korunmak için kullanılmayacağını tahmin edip size ciddi bir tatil kitabı olarak Stefan Zweig'dan bir kitap önereceğiz. Zweig seçkin üslubuyla hangi konuyu işlerse işlesin okunacak bir yazar. “Rotterdamlu Erasmus'un Zaferi ve Trajedisi” adlı kitabı ise bu Avrupa hümanist kültürünün çöküşünün acısına katlanamayıp intihar eden yazarın “hümanizmin kurucusu” sayılan düşünce adamı Erasmus'un hayatını anlattığı bir kitabı. İnsanlık idealinin hatırlanması için hiçbir yer ve zaman yersiz olmuyor, Zweig bunu kitabıyla en iyi bir şekilde yapıyor, her zaman her yerde okunması gereken bir kitap, tatilde de okunabilir rahatlıkla.

İngilizler ne yazar? İngiliz edebiyatının son yıllarda niye casusluk romanlarından başka, büyük edebi yapıtlar çıkaramadığı edebiyat çevrelerinde tartışıladursun, bu kitapların büyük bir keyifle okunduğu bir gerçek. Yıllarca bir bestseller yazarı mı yoksa edebi nitelikleri yüksek kitaplar yazar mı olduğu tartışılan John Le Carre'nin kitabı “Son Casus” mutlaka tatile götürülecek kitaplar arasında yer almalı. Le Carre bu kitabıyla ne o, ne bu değil, “müthiş bir romancı” olduğunu en zor beğenilere bile kabul ettirdi. Tatilde bir yılın gediğini doldurmak isteyenlerse, güneşin altına bu kitapla çıkmasınlar, bitirmeden yerlerinden kalkamayacakları için çok fena güneş yanığı olabilirler. Böyle bir akıbetten kaçınmak isteyenlere başka bir İngiliz yazarının kitabını tavsiye etmek gerek. Robert Graves'in “Ben, Cladius” adlı romanı. Türk olarak imparatorlukların nasıl yükselip çöktüğüne meraklı bir milletiz. Roma İmparatorluğu'nun yükseliş ve çöküşü ise bir kere de Graves'in üslubundan okumakta fayda var. Bir de yarım akıllı diye bilinenlerden sakınmayı öğreniyoruz, bu kitabı okuyunca. Graves'in kahramanı Cladius güya yarım akıllı ama çağının tahlilini o kadar çarpıcı bir şekilde yapmış ki onun “gizli tarih”inden kaynaklanarak bu kitap yazılmış. Bu yarı-tarihi romanı televizyon dizisi olarak izleyenlerse, kitabından mutlaka ek bir zevk alacaklardır.

Biraz da bizden, Sanat, hayatı anlamakta bir yardımcıysa, Oğuz Atay'ın kitapları böyle bir işlevi görüyor. Ölümünün onuncu yıldönümünde, bu okur-yazar ilişkisinde her zaman onun kârlı çıktığı yazarın kitaplarını okumak güzel olacak. Özellikle bu yakınlarda ikinci baskısı yapılan, öykülerini topladığı, “Korkuyu Beklerken” adlı kitabı okunmalı Atay'ın. Tabii, her öyküden sonra biraz da düşünceli görünmeyi göze alabiliyorsanız. Ama düşünceli olmayı tatilinize yaklaştırmıyorsanız ve İstanbul'un fuhuş hayatını merak ederseniz, o zaman size Ahmet Rasim'in kitapları tavsiye edilebilir. Evet bildiğimiz Ahmet Rasim bu, magazin basınından anılarını yazan bir muhabir değil. Fuhş-i Atik ise eski İstanbul'da fuhuş hayatını anlattığı bir kitabı. Eski İstanbul'da bu işlerin en az “yeni” İstanbul'daki kadar ilginç olduğuna emin olabilirsiniz. Bu da keyifle okunacak bir kitap için yeterli şart oluyor. Zaten konu sararsa Ahmet Rasim'in geçmişte lezbiyen ilişkilerin nasıl ayarlandığını anlattığı kitabı “Hamamcı Ülfet” hazır bekliyor. Birini bitirip öbürüne başlamak için hiçbir sebep yok. Böylelikle magazin basınının üslubundan da biraz kurtulabiliyor insan.

Herkes bunları okuyor. İster Ortaçağ'da yaşayan dedektif bir keşiş, ister iğrenç kokular içinde yetişen bir koku dahisi, ya da mahkûm edilmek istediği kimliği reddeden bir kadın olsun, hepsinin ortak bir özelliği var. Şu anda Türkiye'de en çok satış yapan kitapların kahramanları olmaları. Duygu Asena'nın “Kadının Adı Yok” adlı kitabından konu aldığı başarılı, güçlü kadın tipi Türkiye koşulları içinde en az diğer tipler kadar ilginç. Özellikle de kadınların bu tiple tanışması çok faydalı olabilir. Patrick Süskind'in “Koku” adlı kitabı her yerde, her zaman okunabilip, sonra dönüp bir daha okunabilecek kitap. “Gülün Adı”nı okumanın ise birçok yolu var. Mehmet Ali Kılıçbay'a göre kitap “katil kim?” sorusu yerine “siyaseti kim yapar?” sorusuyla okunmalıymış. Siz istediğiniz gibi okuyun, hoşunuza gidecektir. Kumsalda burnunuza kötü bir koku gelirse halinize şükredebilirsiniz. Patrick Süskind'in “Koku” adlı romanının kahramanı Jean-Baptiste Grenouille aynı durumda acı çekecekti. “Melekler kadar güzel kokan” ve kendi beden kokusunu kendi yaratan Jean Baptiste'in hikâyesi şaşırtıcı ve ilginç, başka ne isteyebilir ki insan bir kitaptan?

Şiir her zaman okunmalı. Okunacaksa da Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı okumadan olmaz. “Dört Kanatlı Kuş” şairin bütün kitaplarından yaptığı bir seçme. Eğer şiir duyularınız körleşmişse, kendinize zaman ayırın ve bu tatilinizde bu duyunuzu da terbiye edin. Bu amaçla da Dağlarca'nın bu kitabından uygunu bulunamaz. Tatilden sadece bronz bir tenle değil, bu kitapları okumaya zaman bulabilmiş biri olarak dönebilmek az kazanç olmayacak.

Nokta Dergisi, 21 Haziran 1987, Yıl: 5, Sayı: 24, Sayfa: 64-65
idefix'te     ya da HAVALE ile alışveriş yapabilirsiniz.

Lütfen kendinizi tanıtın.
E-Posta
Şifre
 
Şifremi unuttum 

» Üye olmak istiyorum
« Kapat