Orhan Pamuk'un ‘Kara Kitap' romanı 20'den fazla eleştiri aldı, 20 bin sattı
Kültür Servisi- Orhan Pamuk'un geçen mart ayında yayımlanan dördüncü romanı Kara Kitap, aradan geçen süre içinde belki de en çok sözü edilen yapıt oldu. Kara Kitap üstüne dergi ve gazetelerde 20'yi aşkın değerlendirme yazısı çıktı. Bu arada 7. basımına ulaşanve yaklaşık 20 bin satan Kara Kitap'la ilgili olarak Tahsin Yücel'in bu ayki Gösteri dergisinde yer alan eleştirisi bir bakıma yeni bir tartışmanın ateşleyicisi oldu.
Tahsin Yücel, “Kötü bir yazar, iyi bir romancı olabilir mi?” sorusuyla başlattığı eleştirisini şu sözlerle sürdürüyordu: “Dilini doğru dürüst bilmeyen bir romancı olabilir mi?” Yücel, “Konu, kurgu, oluntu ve betimleme düzeyinde bulamadığımız yeniliği, tutarlığı, içten birliği izlek düzleminde de bulamayız” diyordu.
Ardından Güneş gazetesinde Serhat Öztürk‘ün Tahsin Yücel'le bir söyleşisine yer verildi. Yücel, “değerinin çok üzerinde ilgi gördüğünü” belirttiği Kara Kitap için “Modernlikle bir ilgisi yok. Oysa “modern”, ‘benzersiz' diye sunuldu ve bazı eleştirmenler buna açıklamalar getirmeye çalıştılar” diyordu.
Tahsin Yücel'e yanıt, yine aynı gazetede Haluk Şahin'den geldi. Şahin köşesinde , “Orhan Pamuk ve ‘vasat'ın saldırısı”, “vasat zebanileri” ve “Vasatistan Cumhuriyeti” başlıklı3 yazı yayımladı. Şahin, “vasatlığın ya da aleladeliğin gerçek yeteneğe saldırısı” diye nitelediği Tahsin Yücel'in eleştirisi üstüne şöyle diyordu: “Yücel gibi biz de bağcıyı dövmek amacıyla yola çıksak sorabiliriz: Kötü bir yazar iyi bir eleştirmen olabilir mi? Tahsin Yücel kılçıklı fasulye gibi boğazdan geçmeyen Türkçesi nedeniyle bence kötü bir yazar (...) Belli ki amaç, ayrıntılardan vurarak Orhan Pamuk'u çökertmek. Tipik ve vahim olan da bu zaten: ‘Vasat', gerçek yeteneğe genellikle ayrıntılardan saldırıyor. Ülkemizde her alanda oluyor bu. Sık sık oluyor. Oysa Türkiye'nin çağı yasaklamasının yolu vasatın aşılmasında yatıyor...”
Bu tartışmayla birlikte Orhan Pamuk'un Kara Kitap'ı özellikle edebiyata yakın çevrelerde yeniden gündeme geldi. Ancak bu arada kitapla ilgili düşüncelerine başvurulmayan belki de tek kişi, kitabın yazarı Orhan Pamuk'tu. Aşağıda, Pamuk'un Kara Kitap'la ilgili düşüncelerini içeren bir söyleşi sunuyoruz. Ayrıca Kara Kitap'la ilgili olarak yayımlanmış olumlu-olumsuz çeşitli görüşlere yer veriyoruz.
Orhan Pamuk ‘Kara Kitap' adlı romanıyla ilgili düşüncelerini anlattı:
Kitabım sözlükle anlaşılmaz
Mürşit Balabanlılar
Sekiz ay önce Kara Kitap yayımlandığında ilk söyleşiyi bizimle (Cumhuriyet) yapmıştınız. O zaman Kara Kitap'ın çok fazla okunacağını sanmadığınızı söylediğinizi hatırlıyorum.
Evet, yalnız yayıncım Erdal Öz'ün değil, benim de düşüncem buydu. “Üç beş kişilerin dışında kimselerin vakit ve dikkat verip zevk alacağı bir kitap değil bu, ama ne yapalım, ben böyle bir kitap yazmak istiyordum” diye düşünüyordum. Kitabın kimi “zor” bölümlerini, hatta daha çok tuhaflığını gözümde büyütüyordum. Ama böyle bir kitaba dört yıl verdiğim için hiç pişman değildim tabii.
Kara Kitap yedinci basımına ulaştı. Bu bilgiyi şimdi nasıl açıklıyorsunuz?
Bir noktadan sonra açıklayamıyorum. Kitabın parçalı yapısından dolayı yer yer bazı bölümlerin öne çıktığının, kolay okunduğunun farkındayım. Ama öte yandan, aldığım bir yığın okuyucu mektubundan da kitabın “esrarlı” ya da “kara” diyebileceğim havasına girdiğini biliyorum. Bazıları kitabı okuduktan sonra başkalarıyla kitap üzerine konuşma ihtiyacı duyduklarını belirttiler, bazıları da yeniden okumak istediklerini... Kitaptaki kimi şifreleri, oyunları çözerek bazı adresleri bulan, o adreslere giden, hatta benim oturduğum apartmana gelerek “apartman karanlığını” görmek isteyen okurlar da oldu...
Tabii bütün bunlar kitabın bazı okurlarca ilgiyle okunduğunu gösteren birer işaret, ama bu ilginin neden kaynaklandığını bir noktadan sonra ben de açıklayamıyorum. Yani, “Okurlar yer yer eğlenceli, yer yer zor, tuhaf, değişik, polisiye havalı, tarihe dönül, İstanbul'u anlatan, esrarlı, vs. vs. Kitap bekliyorlarmış meğer!” diyemem hiç. Üstelik bazı okurların duyduğu kuvvetli ilgiyi duyamadan kitabı yarıda bırakanlar da oldu... Bu kadar çok okurun eline aldığı bir roman yazarsanız her türlü tepkiyle karşılaşıyorsunuz tabii. Beni en çok etkileyen bir gece yarısı -geceleri çalıştığımı bir yerde okumuş- telefon edip, “Sen Celal'sin, ben de F.M Üçüncüyüm!” diyen okur oldu. Roman kahramanını; F.M. Üçüncü'yü benim yapabileceğimden daha iyi taklit ediyor., bu da tuhaf bir şekilde beni hem heyecanlandırıyor hem de korkutuyordu.
Kara Kitap'a çeşitli eleştiriler yöneltildi.
Evet, kimi okuyucuların yer yer zorlandıklarını, “belirsizlik” havasından sıkıldıklarını biliyorum. Ama benim bu kadar geniş bir okur yığınına seslenmek gibi bir amacım yoktu. Kolay okunan bir roman yazmadığımı biliyordum. Kitaptaki “polisiye” havanın, bu zorluğu bir ölçüde yumuşatacağını düşünmüştüm.
Tahsin Yücel'den sert bir eleştiri geldi. Ne diyorsunuz?
Söylediler, benim için “kötü yazar” demiş. Böyle acıklı bir sözü -hele başka bir yazardan- işitince her aklı başında yazarın yapacağı gibi meraktan çok ilgisizlik duydum; zaten herhangi bir şeyini merak etmediğim bir profesörün yazısını açıp da okumadım bile. Bir de röportaj yapmış, onu gördüm. Ondan cesaret kaleme sarılan öteki yazarlar gibi, onun için de bir şey söylemek istemiyorum. Bana ilgi çekici ve tuhaf gelen şey bütün bu seslerin Kara Kitap'ın havasına kendilerini kaptırmaları, özellikle polemikçi, sevimli kahramamnlarını taklit edebilmeleri.
Biraz açıklayabilir misiniz?
Bunun ne kadarını bilinçle, ne kadarını farkında olmadan yaptıklarını söyleyemem. Bir başkası da uzun uzun Mevlana'nın eşcinsel olmadığını anlatmış. Tıpkı Kara Kitap'ın böyle şeyler söyleyip birbirleriyle gırtlak gırtlağa gelen öfkeli ve sevimli kahramanları gibi. Kitapta eğlenceli bulduğum bu öfkeyi hayatta da buluyorum, ama onca emeği de küçümsemek istemem, çünkü sonunda bir “edebi buluş”a bile yol açtı. Bildiğim, şimdiye kadar bir kitap üzerine yazarı ile röportaj yapılırdı; şimdi Kara Kitap yüzünden kitabın yazmayanı ve öfkeli düşmanlarıyla röportaj icat oldu. Bati bizi örnek alırsa, bir gün son romanı için Kundera ile değil; romanın kötülüklerini anlatan vasat Çek yazarlarıyla yapılmış röportajlar okuruz.
Dil üzerine eleştirilere diyecekleriniz? Söz gelimi uzum cümlelerden, bazı düşük cümlelerden söz ediliyor.
Elinizdeki kıstasa bakar bu. Elinizdeki kıstasa göre bir cümle uzun da olabilir, yorucu da, düşük de. Daha söyleyeyim uzundur, yorucudur, yoğundur, katlanmış, sakat, asimetrik, eğik, yapay ya da tuhaftır benim cümlelerim, ama üzerlerinde çok çalışılmış ve güzeldirler de. Ben “Ali gitti.Veli geldi.” Türkçesiyle, bu Türkçe'nin kıstaslarını kullanarak yazmıyorum. O Türkçe'yle yazsaydım Kara Kitap'ı dört yılda değil; bir yılda yazardım, ama başka bir kitap olurdu o. Ömer Seyfettin'den bu yana dildeki sadeleşmeyi -o gülünç, yapmacık ve zorlama yeni öztürkçeciliği demiyorum- hepimiz anladık, ama bu sadeleşmeyi birlikte farkında olmadan yavan ve ilkel bir edebiyat dilini ve basit ve kaba bir cümle yapısını neredeyse anonim, ortak bir dil olarak benimsedik.
Benim sevdiğim yazarlar A. H. Tanpınar, Yusuf Atılgan ya da Oğuz Atay, başka bir düzeyde Kemal Tahir ya da Yaşar Kemal hiç kullanmadılar bu orta malı yavan dili. Ölçü batı ise benim için Batı romanı Joyce, Proust, Woolf, Faulkner ya da Nabokov'dur, bizde pek sade, pek basit diye yıllarca övülen Hemingway ve Steinbeck değil. Bu yavan dile karşı çıkmadan, denemelere girişmeden, tehlikelere, sakatlıklar, zorluklar göze alınmadan dişe dokunur bir şey yazılabileceğini sanmıyorum. Bir elde öztürkçe sözlük, diğer elde gramer kitabı benim kitaplarım, hele Kara Kitap hiç anlaşılmaz
Haluk Şahin “Kara Kitap”a yöneltilen eleştirileri, “vasatlığın ya da aleladeliğin gerçek yeteneğe saldırısı” olarak özetledi.
Haluk Şahin'in vasatlık konusunda o çok eğlenceli ve zekice gözlemlerine ben de kendimce katkıda bulunmak isterdim, ama başka bir şer anlatayım şimdi. Beyaz Kale'nin İngilizcesi çıktığı için İngiltere'ye gittim. Bugün İngiltere'de en çok okunan, en ilginç, en tuhaf yazarlardan biri Peter Ackroyd. Ama İngiltere'de hangi yazar çizere onu sorduysam bana Ackroyd hakkında en olmadık, en kötü şeyleri anlattı. Diyeceğim bir yazara, bir kitaba böylesine bir ilgi olunca öteki yazarlardan gelen tepkiyi de olağan karşılamak gerekiyor. Tabii, Kara Kitap benim de hiç beklemediğim kadar sattı, okundu diye öfkeli yazarlardan özür dileyecek de değilim.
Başka bir konu, çünkü hayat rastlantılarla dolu: Daha sonra Kanada'da, Toronto'da bir gece yarısı, bir otel odasında Peter Ackroyd'un kendisiyle karşılaştım. Çok içmişti, Pisa kulesi gibi devrilecek gibiydi, ama beni görür görmez de copyright vermeyen Türk yayıncılarından şikayet edecek kadar ayıldı.
Kanada'da ne yaptınız?
Bir yazarlar festivaline çağrılıydım. İngilizce yazan ya da kitapları İngilizce yayınlanmış dünyanın her köşesinden yetmiş yazar. Her gün altısı yedisi kitaplarından okuyorlar yarım saat. Kaldığımız otelin misafir odasındaki küvet ağzına kadar buzla ve içki şişeleriyle doludur: Dünyanın her yerinde yazarlar içkiden ve dedikodudan hoşlanıyorlar.
Kara Kitap'tan kısa bir parçayı senaryolaştırmıştınız.
Evet, kitaptan alınma kısacık bir hikayecik: Gizli Yüz. Filmin çekimlerine başlandı, hatta gittim de, ama yalnızca bir seyirci gibi. “Aman lambaları kırmayayım, kameranın önünden geçmeyeyim, kordonlara basmayayım”dan fazla bir derdim yoktu.
Yeni roman?
Aşağı yukarı dört beş yıldır düşündüğüm kısa bir romanı en sonunda yazmaya başladım. Eskiden “tarihi” demekten hoşlanmazdım, benim “modern ve tarihi” anlayışım belki bilinmediği için. Görmekten, görülmekten, insanın kendi imgesinden, resim sanatından genişçe söz eden kısa bir tarihi roman. Bir minyatürcü aracılığıyla bizim resim-görme-imge dünyamıza girmeye çalıştığım kadar, görmenin, görülmenin, resmetmenin ve en önemlisi resmedilme ve seyredilme özelliklerini, sihrini açmaya çalışıyor sevgili kahramanlarım. Kitabın adı, tabii, daha belli değil.
KARA KİTAP İÇİN KİMLER NELER YAZDI?
Tahsin Yücel(Gösteri): Orhan Pamuk'un Türkçesi gerçekten yetersizdir; bu nedenle en yalın nesneleri, en yaygın sözcükleri bile birbirine karıştırır. Şurasını da söyleyelim ki burada verdiğimiz örnekler 426 sayfanın içinden cımbızla çekilmiş aykırı sözcükler değildir, kitap, bir baştan bir başa, topal tümcelerle, aksak anlatımlarla dolup taşar... Öyle anlaşılıyor ki “modernlik” Orhan Pamuk'un kendi kendine verdiği bir sıfattır. Orhan Pamuk'un çabası, biçimde bile değil, sözde kalır: Ne bakış ve işlev değişimi ne şu, ne bu: Her şey tıpkısının aynısıdır: aynı bıktırıcı, tekdüze, derbeder anlatım, aynı sağlıksız, umutsuz, özellikle de yazınsız kenter bakışı hep sürer.
M.K. (Dergak):... Orhan Pamuk'un “gülüp geçtiği ”tasavvur düşüncesinde şöyle bir söz vardır: Mecaz hakikatin köprüsüdür. Sanatla hakikat arasında kurulan bu köprü bizim için önemlidir. Bu topraklar üzerinde vücut bulmuş insanlar “uydurulmuş ve kurulmuş” bir metin dahi okurken buna dikkat ederler. Oysa Orhan Pamuk “okuma” ya şöyle yaklaşıyor: “Ben okumakla heyecanlanmayı, zevklenmeyi, eğlenmeyi bir yenilik duygusuna kapılmayı anlıyorum daha çok... Okumak benim için bir panayıra gitmek, bir sirke gitmek, bir şenliğe katılmaktır.”
Enis Batur(Güneş): Kara Kitap'ın, belki de sahici ana kahramanı olarak görülebilecek günümüz toplumunun çözümleniş sürecini Orhan Pamuk'un bütün toplumbilimcilere parmak ısırtacak bir ustalıkla kotardığını düşünüyorum.
Ali Sirmen(Cumhuriyet) : Değerli genç romancımız Orhan Pamuk, gerçekten tanımlanması güç tatlar alarak okuduğum Kara Kitap adlı son yapıtında, inanılmaz ustalıkla birbirinin üzerine konmuş görüntülerden oluşan tarifsiz güzellikte bir İstanbul çiziyor.
Ali Günyar(Yeni Ülke) : Orhan Pamuk Batı kültürünü iyi biliyor, ama Doğu kültürünü hiç bilmiyor... Bununla bir yere varması ve Doğu'yu anlaması mümkün değildir. Batı için kendisi dışındaki kültürlerin kullanım değerleri olduğu ölçüde vardır. Batı anlatmaya çalışır. Bu durumda Orhan Pamuk da yapsa yapsa üslupçuluk yapar.
Hasan Bülent Kahraman(Argos) : Orhan Pamuk'un romanı semiotik romanın hem de çarpıcı bir örneği. Pamuk, romanda belirli bir kavramı, ‘arayış' kavramını bir yandan nesnel bir gerçeklik olarak, hatta fiili (de facto) bir etkinlik olarak kullanıyor... Öte yandan da u kavramı içi içe geçen daireler gibi geliştirerek romanın tüm katmanlarına ve kişilerine yayıyor.
Kemal Atakay(Adam Sanat) : Gerçek yaşam ile kurmaca yaşam arasındaki gelgitlerin, bu ikisi arasındaki koşutluk ve karşıtlıkların özellikle anlatıcı-anlatı bağlamında 20. yüzyıl yazarlarını oldukça uğraştırdığını belirttik. Ben Kara Kitap'ın bu sorunsala, romanın dokusuna büyük bir ustalıkla yerleştiren köşe yazıları ile çok yeni bir boyut getirdiğini düşünüyorum.
Füsun Akatlı(Gösteri) : Bu romanın, hem modern anlatının kuramcıları için çözümlenecek, incelenecek özgün bir kaynak değeri taşıması bakımından, hem Türk yazınına -diğer türler yanında görece kısır sayılabilecek olan- roman dalında yepyeni bir açılım getirmesi bakımından, çok önemli olduğu kanısındayım. Ama edebiyat sever bir okur için (hatta, edebiyat sever bir edebiyatçı için de!) böylesi bir “önem”den önde gelen bir özelliği de var “Kara Kitap”ın: Gerçek bir edebiyat doyumu yaşatıyor, tadı çıkarıla çıkarıla zevkle okunuyor.