Zebercet Ve Ötekiler Anlatıyor - Yaratıcımız Yusuf
Yusuf Atılgan
Adım Zeberbet'ti. Anayurt Oteli'nin katibiydim. Ortaboylu denemezdi bana, kısa da değildim. Askerlik ölçülerime göre boyun bir atmış iki, kilom elli dörttü.Gene don gömlek kantara çıksaydım elli altı ya da elli yedi kiloyu bulurdum.Otuz üçümdeyken, bir on kasım sabahı hem de saat dokuzu beş geçerken intihar ettim. İple astım kendimi. Yazarım öyle istemişti. Yazarım, Yusuf Atılgan...
Bir roman kişisi olarak intihar ettim. 1972'de bir romanın sayfasını kaplayan bir otel katibi olarak doğmuştum. Yedi aylık doğduğu ikide bir başına kakılan bir roman kişisi. Bne hala yaşıyorum. Kendi ipimi kendim çektiğim halde yaşayacağımda... Yazarı ölmüş bir roman kişisi olarak.
Garip bir adamdım ben. Hatta bir nevrotiktim de. Perşembe gecesi gecikmeli Ankara treni ile gelen o kadını bekledim hep. Çok güzel bir kadındı o. "Odanız var mı?"diye sormuştu.Gelmedi bir daha. Yazarım, Yusuf Atılgan, getirmedi onu bana. Kapattım oteli bende. " Boş oda yok"dedim gelenlere. O kadının kaldığı odada geçirirdm günlerimi. Yalnız... Yabancı... Git gide hasta biri olarak .
Yazarın bir de ortalıkçı kadın bulmuştu bana. Durmadan uyuyan, şişman ve aptal bir kadındı. Geceleri onun odasına gidiyordum. Yatıyordum. Ortalıkçı kadınla, ama o hep uyuyordu. Gecikmeli Ankara treniyle gelen o kadın gelene kadar ortalıkçı kadınla yattım. Bekledim onu, hep bekledim. Odasını hiç bozmadım. Gelmedi. Bir gece ortalıkçı kadının odasına gittim, yine, sevişmek istiyordum ve o hep uyuyordu. "Uyan!" dedim ona, "uyan artık!" uyanmadı. Boğdum onu. Onu boğduğumu gören kedinin başını da tavayla ezdim.
9. Ekim Sabahı
Ben vardım, Yusuf Atılgan yazmıştı beni. Kendi ipimi çektirmişti bana bir küçük insan olarak. Romanın son satırında ölen bir kişisiydim. Kitaplar yaşadıkça yaşayacak biçimde yaratmıştı beni yazarım. Satırların içine yedirilmiş binlerce vardım ben. Onun moda'daki çalışma odasında da duruyordum, raflarda.
9 Ekim sabahı saat yedide bir şeyler hissettim. Bir Gariplik... Sanki bir on kasım sabahı boynuma geçirdiğim ip çıkırdadı yeniden. Öldüm mü ne? İndin taftan gevşek karın kaslarım, bedenime göre büyükçe başım, geniş alnım, koyu kahverengi bıyığım, kuru üzümle çıktım dışarı. Çıktım içinde yaşadığım kitaptan. Bir gariplik var...
Ölmüş. Beni yaratan, yazarımYusuf Atılgan o ipimi boynumda çıtırdar gibi hissettiğim saatlerde kalp krizinden ölmüş. Ben şimdi nasıl yaşarım?
Moda'daki evimden çıktım. Yazarımla ben, evim olup sayfalara yazıldığımdan beri konuşmazdık. Sessizce dururdum raflarda. Dışarı çıktım. Yazarım yoktu. Moda'da yürüyordum.. İnsanlar vardı sokaklarda kimisi güler yüzlü, kimisi bezgin, kimisi sıkıntılı... Merhaba! Ben Zebercet! Merhaba ben Zebercet! Hani şu Anayurt Oteli'nin katibi! Ben mi yokum gerçeğe? Ben bir roman kişisiyim, Yusuf Atılgan yarattı beni! Ölmüş! Ona gidiyorum hey insanlar! Kimse fark etmez beni, Aralarından geçtim. Görmediler beni! Ben Zebercet! Anayurt Oteli'nin katili!
Hayır. Beni görmüyorlar. Oysa ben ölümsüzüm, onlar değil. Moda camiine doğru gidiyorum. Yazarım ölmüş. Yazarım gömülecek, benim boynuma ipi geçirip son satırlarda öldüren yazarım, böylelikle beni kitaplar var oldukça yaşayacak bir kişi var oldukça yaşayacak bir kişi yapan yazarım ölmüş. Ben de bulunmalıyım onun teröründe. Otelimin kapıları kilitli. Ortalıkçı kadının ve kedinin cesedi çoktan korkmuş olmalı. Ama yanılmışım, ortalıkçı kadın benden habersiz, başına eşarbını bağlamış, kediyi de kucağına almış, Moda sokaklarında. "Duydun mu ağam, Yusuf Atılgan ölmüş. Hani yazarımız..." diyor. Ben ona karşı hep ciddiyimdir, bakıyorum yüzüne, tabi biliyorum.
Kıskandım şimdi. Sanıyordum ki tek, bir tek ben yazarımın dostuydum, romanın kişisi yalnız benim, ortalıkçı kadın da yaşıyormuş meğer. Yan yana yürüyoruz camiye doğru.Dostuz şimdi. Ben onun katiliyim ama aynı kitabın kişileriyiz. Kedi de ortakçı kadının kucağında,yürüyoruz.Caminin kapısında emekli subay var. O da duymuş yazarımızın öldüğünü. Üçümüz birlikte giriyoruz camiden içeri. Birtakım gözleri yaşlı insanlar. Siz kimsiniz be bizim yanımızda? Bağırıyorum? "Kimsiniz? Siz onun ölümlü dostlarısınız yalnızca. Arkasından üç beş söz edeceksiniz. Yıldönümlerinde hatırlayacaksınız sonra da... Siz kimsiniz be? Bizim yanımızda..."Kimse duymadı şöyle söylediklerimi. Biz yok muyuz? Yazarlar sanatçılar ağlıyorlar, herkes üzgün. Bir tören bu, ölümlü bir yazarın arkasından yapılan bir tören. Kimsenin bizi duyduğu yok. Hoca bir şeyler söylüyor, dualar ediliyor. Bir tabut duruyor ortada musalla taşının üzerinde.
Ortalıkçı kadın kendini tutamıyor,ağlamaya başlıyor. Sus diyorum ona. Kızıyorum. Biz roman kişileriyiz, yazarımız ağlatmadıkça ağlayamayız. "Artık yazarımız yok ki" diyor. Evet artık yazarımız yok. Emekli subay, birlikte sinemaya gittiğim oğlan çocuğunu işaret ediyor bana. Sonra da birlikte horoz dövüşüne gitmiştik. Oğlan yanıma geliyor. "Beni bırakma sakın Ahmet abi!" diyor, elimi tutuyor. Benim adım zebercet ama ben oğlana adım Ahmet demiştim. Yan yana dikiliyoruz yazarımızın başında. Arkadaşları, dostları konuşuyorlar. Kimseler fark etmiyor bizi . Emekli subay, oğlan, ortacı kadın ve ben zebercet yalnızlığımızı, öksüzlüğümüzü düşünürken biri çıkıyor. Bağırıyor avazı çıktığı kadar: Ben aylak adam! Gerçek sevgiyi arayan, böylece korkuluksuz köprüden yuvarlanmaya çalınan adam. Aylak adam! Ben !
Bu da kim diyorum emekli subaya. Sesini yalnızca bizim duyabildiğimiz bu adam da kim?"Aylak adam" diyor. Ölü romanın kahramanı onu sadece biz duyabiliriz"