Bizim kuşak için rahatlıkla söyleyebilirim. En çok kıskandıklarımız roman yazıp, yazdığı roman yayımlanabilen ve beğenip ilgiyle okunan akranımız romanlardır. Latife Tekin, Orhan Pamuk, birkaç kişi daha... Hayatımız oradan oraya savruldukça ve orta yaşlara doğru hızla yaklaştıkça bu iflah olmaz özlem bizi daha çok yakıp kavurur. Bizim kuşak için bir roman yazabilmek, birçok cephede yitirdiğimiz yaşam savaşında çok önemli bir mevzi edinebilmektedir. Bütün ütopyalarımızın çökerttiği bu dünyaya kalıcı şey bırakabilmektir. Bu yüzden kömür firmalarında telefona bakan, getir- götür işleri yapan kendi çapında deha arkadeaşlarımız vardır. Çünkü, başka işlerde kimseye roman yazmak için zaman hakkı tanımaz.
“Tutunamayanlar” Yazma Arzusunu Kapçılar...
Barlas Özarıkça, 1948 doğumlu ve roman yazma tutkusuna erken yaşlarında (23-24) tutulmuş. Sabahları 6'da kalkıp camı içerden buğulamış küçük kahvelerde romanını yazmaya başlamış. Sonra hem bir kaç vuruş kazanabilmek, hem de yazmak için daha uygun bir mekan olarak düşündüğü bir kütüphanede, Kocamustafapaşa'da, Hekimoğlu Alipaşa Kütüphanesi'nde müdürlük günleri gelir. Artık bütün günleri, romanını yazmakla geçirir. Bu arada Oğuz Atay'ın “Tutunamayanlar”ı çıkmıştır. Bu romanı okur okumaz roman yazma arzusu daha da kamçılanır. Ve tabi mekanı yenemeyerek Oğuz Atay'la tanışır. O zamanlar Oğuz Atay, romanı karşısında oluşan sessizliğe, ilgisizliğe çok kırgındır. Öyle ki bu tanışıklıktan birkaç ay sonra Oğuz Atay “Tutunamayanlar'la TRT roman ödülünü alacak, ama etrafında oluşan sessizliği kazanamayacaktır... Oğuz Atay, bu sessizliğin kahramanları olan edebiyat bezerganlarına, “Havuzun içindeki böcekler” der. Pek bir şey anlamaz. (!) Barlas Özarıkça..
“Biz Hep Karanlık Meyhanelerde mi İçki İçeceğiz Barlas..”
O aralar, üç işte birden çalışan Oğuz Atay, kütüphanelerde çalışan Barlas Özarıkça ile arada bir buluşur, meyhanelere giderler.. Tabi paraları sınırlıdır ve hep sınırlı olacaktır. İzbe, ucuz, döküntü meyhanelerine giderler eve bir gün Oşğuz Atay biraz kırgın biraz sitemkâr, “ Yahu Barlas, biz hep karanlık meyhanelerde mi içeceğiz” der. Barlas'ın o aralar bu durum pek umrunda değildir. O sadece yazdığı romanından mesajlar okuttuğu Oğuz Atay'ın ne diyeceğini merakla bekler. Kimseler bilmezken Elias Canette'yi Almanca'dan okumasını salık verir ona, Nabokov'u, Borges'i önerir; sokaklarda titrek el yazıyla hangi romanları okuması gerektiği yazar, küçük kağıtlara... Ne aleyhinde ne lehinde hemen hiç ne lehinde hemen hiç yazı çıkmaz... Yaşarken öldürür Oğuz Atay
“ Bir Tümceyi Üç Ay Düşündüm”
Barlas Özarıkça için roman yazmak çok ciddi bir iştir ve başka hiçbir işi daoha fazla ciddiye almaya gelmez. O, romanıyla gece gündüz uğraşadursun - öyle ki bir cümle için tam üç ay uğraşmıştır- Hekimoğlu Alipaşa Kitüphanesi'ndeki kitaplar birer ikişer çalınır, kaybolur. Ama olsun; o, romanını bitirmek üzeredir ya, varsın kitaplar çalınsın, geri getirilmesin. Bu arada evlenir Barlas Özarıkça. Evlilik, roman yazma hızını kesemez. Oysa, karısı onun “kuşların pislediği bir kütüphanede sırf roman yazmak için 4,5 yılını “harcamasını” hiçbir zaman affetmeyecektir. Sonunda çalınan ve kaybolan kitaplar için Barlas Özarıkça, o zamanın parasıyla birkaç yüz bin lira ödemek zorunda kalır Devlet Baba'ya. Bu para onun çalıştığı yıllar boyunca kazandığı aylıkların tümünden daha fazladır.
“Koperaytiften Atılgan Barlas!”
Barlas, kütüphane müdürlüğünden atıldıktan sonra romanını yazmayı 3-4 yıl daha sürdürür. Ve romanını bitirdiğinde 33 yaşındadır, gençliğinin en verimli yıllarını romanını yazarak geçirmiştir. Artık romanı o güne kadarki hayatının en anlamlı varlığıdır. Ve onu kolunun altına alır, bir yazarlar kooperatifine gider. Kendisini çok iyi karşılarlar. Yaşadığı büyük grubu kooperatifin yetkisiyle paylaşır.Ama romanının basılması için kooperatife 120 bin lira yatırması gerekmektedir. Çaresiz bu parayı gider anacığından alır, getiri verir. Aradan birkaç ay geçer. Bir gün Bay Editör E. Ondan 25 bin lira daha ister. 25 lirayı bir yerden bulup buluşturur, götürüp verir. Heyecanla romanının basılacağı günü beklemektedir. Fakat yine aylar geçer ve bay Editör E.den ses çıkmaz. Bir gün Bay Editör E.den bir tebligat alır. Tebligatta kooperatifin, durumunun pek iyi gitmediğini ve kendisinin acil olarak 35 bin lira daha göndermesi gerektiği yazılıdır.Barlas Özarıkça bu duruma çok şaşırır, ne yapacağını bilmez. Üstelik o aralar parasal durumu da hiç parlak değildir. Borç alacak kimsesi yoktur. Aradan biraz zaman geçer. Bir gün Bay Editör E., Barlas Özaçıkça'yı kooperatife çağırır ve kooperatiften atıldığını söyler. Nedeni malumdur: 35 bin lirayı ödememiştir. Ve daha önce yatırdığı paraları da alamayan Özarıkça, romanını kolunun altında, gerisin geri evine döner. Emeğini eline verilmiştir. Yazdığı romanın zarfını yine kendisine açtırırlar.
“Acaba Çayçılar Gizli Editörler Mi?”
Bu arada Özarıkça günlük bir gazetede düzeltmenlik yaparak yaşamını sürdürmektedir. Bu iş diğer işler gibi yaratıcılık ve yazma dokusunu çözen bir iş değildir. Roman yazarak hayata direnmek ve bu anlamda var olmak için cazip bir mevzidir düzeltmenlik. Ama bir türlü basılmayan 387 sayfalık “Ters Adam” adlı romanı; üzerine; gecelerine, gündüzlerine dayanılmaz bir ağırlık olarak çökmüştür 3-5 aylık bekleme, ümit ve ümitsizliklerle bir
-iki yayınevi daha dener.Sonuç alamaz. Ve bir bütün cesaretini toplayarak büyük bir yayınevinin adı yine Bay E. Olan editörün romanını gösterir ve basılıp basılmayacağını sorar.Yine büyük iltifatlar, çay, kahve... Ve bir söz: Bırak, ben bu romanı basacağım Merak etme sen! Barlas Özarıkça Bay Editör E.ye kalbinde büyük minnet hisleriyle ayrılır yayınevinden, üstelik Bay Editör E. Ondan romanının basılması için para dahi istememiştir. Ne şans!... Bu arada Barlas Özarıkça sık olamamakla beraber, arada bu büyük yayınevini tavaf eder. Ver her defasında Bay Editör E. Romanını en kısa zamanda özgürlüğe kavuştura cağını söyler. Çünkü editörler tutsak kitapların ne kadar acı çektiğini herkesten iyi bilirler(!). Ve ekler: Merak etme sen! Ama bu “merak etme sen”in üzerinden 1,5 yıl geçer. Romandan ve Bay Editör E.den ses soluk çıkmaz. Umutları ve Bay Editör E.ye beslediği minnet hisleri azalan Barlas Özarıkça bu büyük yayınevinde çalışan yakın bir arkadaşından romanını geri almasını ister.Ama Bay Editör E.romanını Barlas Özarıkça'ya geri verdiğini iddia eder. Ve ortalık karışır.Başka bir kopyası olmayan roman bir anda ortadan kaybolmuştur. Kimsenin birşeyden haberi yotur. Günler kaygı ve öfkeyle geçer. Ve bir gün Barlas Özarıkçı'nın yayınevinde çaycısının raflarında bulur. Evet, 8 yıl uğraşılarak ve büyük bir emek verilerek yazılan” Ters Adam” adlı roman bir hanın çaycısının raflarında boynu bükük bir şekilde bulunur. Barlas Özarıkça böylece yitirmiş olduğu hayatının anlamına yeniden kavuşmuş olur. Şimdilerde Barlas Özarıkça, arada dururp durup şöyle diyor: “Acaba Bab-ı Ali'nin gizli editörleri çaycılardı da benim haberim mi yoktu!”
“Romanımı Okuyan 5-10 Kişi Çıkar Sanıyordum, Ama Çıkmadı”
Sonunda kaybettiği çocuğunu yeniden bulan bir annenin yaşadığı duygular ve ailesinden kendine kalan 700 bin lira parayla Habora Yayınları' nın sahibi Bülent Habora'ya gider. “İşte romanım, işte param der. “Lütfen çabucak yayınlansın.”
Barlas Özarıkça acele etmektedir ama, aslında romanının daha fazla uyandırmayacağını, geniş kitlelere ulaşamayacağını çok iyi bilmektedir. Çünkü “Ters Adam”ın Türkçe'de yayınlanana ender “düşünce romanlarından biri” olduğunu düşünmektedir. 1500 basılsa ve hiç olmazsa 5-10 kişi de anlayıp sevse, benim için yeterliydi o zaman” diyor.Ve romanı Habora Yayınları'ndan çıktığı günden bugüne okuma oranı sıfırdır...Yok sıfır değil; lise yıllarından beri arkadaşı olan Mete okumuştur sadece romanını. “Ters Adam,, küçük bir roman değil ama romanım hakkında bu küçük bir bir roman diyen biri çıkabilirdi. Çıkmadı. Böylelikle ben de en son 50 yılın en büyük Türk romanını yazan sevgili Oğuz Atay'ın yazgısını paylaşmış oluyorum. Sen bilir misin , ‘Tutunamayanlar' yayınlandıktan sonra edebiyat bezirganları bu roman hakkında lehte ve aleyhte yazı yazmamaya hep birlikte karar almışlardı. “Suçluluk duygularıyla dolu bakışlarımı Barlas Özarıkça'dan kaçırıp “Ters Adam'ın arkasında yazılanları okumaya başladım:”.... okurdan fazla ciddiyet bekleyen ender romanlardan biri. Bütünlüğünü paramparçalığında bulabileceğiniz bir metin. Eğer tartışma zeminini kendi içinizde ve özgürce sağlayabilirseniz Özarıkça'nın beklediği ciddiyet için teşekkür etmeniz bile gerekebilir. “
Şu aralar Barlas Özarık ikinci romanını yazıyor...
Sokak Dergisi, Sayı: 6, 4 Şubat 1990, Sayfa: 38-39