ORHAN KEMAL 27 roman yazdı. Bu türdeki ilk çalışmaları öykücülüğünden kazandığı deneyleri kullanma evresinin ürünleri olarak düşünebilir. 1949 tarihini taşıyan Babaevi'nde, Lübnan'a kaçan babası Abdülkadir Kemali'nin yanında geçen yıllar öykülenmiştir. Yer yer bağımsız öykü parçaları izlenimini veren 24 küçük bölümünden oluşmaktadır. Birinci kişinin anlatışıyla kurulmuştur. Birinci kişi, iç düzeni sarsıldığı için yoksullaşan ailenin çocuklarından biri olan, yazarın kendisidir.
Avare Yıllar (1950)da doğrudan anılardan kaynaklanmıştır. Yazarın Adana'ya dönüşünden sonraki birey olma sancılarını içinde taşıyan delikanlı çağının romanıdır. Bu romanda da okuldan ayrılıp fabrikada çalışmak, boş gezmek, mahalle, futbol arkadaşlıkları, gönül serüvenleri gibi ilişkiler verildiğinden, "otobiyografik" nitelik ağır basar. Bu nedenle Orhan kemal'in romancılığı Murtaza, Cemile, Bereketli Topraklar Üzerine gibi yapıtlarında düzeyini bulmuştur denilebilir.
1- Babaevi ve Avare Yıllar romanlarında, Orhan Kemal öykücülüğünden kazandığı deneyleri kullanma evresindedir. Yakın çevre ilişkilerinden ilginç gördüğü olaylarla kişileri yansıtarak, yaşamı kendi algıladığı biçimde kesitlere bölerek, yalın anlatım, içtenlik, sağlam diyalog gibi öğelerle çalışarak öykülerindeki etkiyi yaratmayı planlamış gibidir. Bu nedenle "küçük adam" kendisinden çok anlattıklarıyla önem kazanır gözümüzde. Bir roman kişisinde bulunması gereken niteliklerin çoğuna sahip olduğu söylenemez. Yaşam serüvenini açık yürekle ortaya koymasına karşın varoluşu buğuludur, gölgede kalmıştır. Öte yandan yakın çevre ilişkilerinin getirdiği kişilerin de ancak yaşamında yarattıkları etki yönünden önemleri söz konusudur.
Bu dizinin öteki yapıtları "anı dökümü" havasından kurtulmuştur. Yazarın anılarında yaşayan kimi kişiler, konumlarıyla, kişiliklerini bulmuş görünürler bu romanlarda. Özellikle, yaşamın geniş kesitlerle verildiğini söyleyebileceğimiz Dünya Evi'nde "genç adam" olarak anılan "küçük adam" aydınlığa çıkmıştır. Onunla birlikte iyi niyet ve bağlılık simgesi olarak görünen karısı, "teşebbüsü şahsi" kavramı ile bireysel çıkar ahlakını bilinçle birbirine karıştıran baba dostu Hilmi Efendi (s. 125-128), fabrika sahibini tokatladığı için övünen arkadaşı Şaban (148-151), gizli korkutma mektupları yazan Camgöz, varoluşlarına sahip kişilerdir. Olaylar anı güzelliğini ve unutulmazlığı niteliklerinden çok yaşamın yorumu olarak karşımıza Çıkar Dünya Evi'nde. Bu nedenle bireysel gerçekler toplumsal gerçeklerle bütünleşmiştir. Sokak, konu komşuyla, bakkalı kasabı ile; fabrika işçisi, sarı işçisi, beyaz yakalısı, patronu ile; bilinçlenme aşamasındaki genç adam zayıflığı, gücü, direnciyle bir tarih kesitinin gerçekliğini vurgularlar. Aynı dizinin başka bir romanı, Arkadaş Islıkları ise "anı dökümü2 niteliğinden kurtulmuş olmasına karşın belki birinci kişi anlatışıyla kurulduğu için daha dar, sorunları daha yüzeysel bir dünya getirir.
2- Orhan kemal'in, konuları toprak ve fabrika işçilerinin yaşamlarına bağlı olan romanları Bereketli Topraklar Üzerinde (1954), Vukuat Var (1958), Hanımın Çiftliği (1961) Kanlı Topraklar (1963)dır. Bereketli Topraklar'da üretim merkezlerinde anamalın yaşam gücünü aldığı insanların kavgası öykülenmiştir. Topraksız İç Anadolu köylerinden yorganlarını sırtlarına vurup Çukurova'ya inen üç adam (iflahsızın Yusuf, Köşe Hasan, Pehlivan Ali) emeklerini "piyasaya arzetmeyi" düşleyen yığınların simgesi olarak görünür. Roman birbirini doğal biçimde tamamlayan 28 bölümde şaşkınlığı, acısı, korkusu, çekingenliği, kendine dönük karakteri, saplantılarıyla köy insanı vardır. Sonra amansız çalışma koşullarıyla fabrika çıkar karşımıza. Bu bölümde daha çok üretim, daha az ücret ilkesinin yarattığı acımasız ortamda ırgatbaşı, kapıcı, katip gibi patrona yakın kişiler tipleştirilerek kapitalizmin bozduğu insansal ilişkiler somutlanır.
İkinci aşama VII. Bölümden sonra Pehlivan Ali'nin "Çukurova'nın kızgın güneş altında" çalışmaya başlamasıyla gelişir. Kapitalistleşen tarım işletmelerinde tekil olaylardan yaşamın genel koşullarını ustaca çekimlerle sergiler Orhan Kemal, Eski-yeni toprak işçileri, olaylara görerek bakan teknisyenler, doğanın ve iş koşullarının belirlediği olumsuzluklar ortamında yalnız kalmışlardır. Esrarın, kumarın, fuhşun ortadan kaldıramadığı bir yalnızlıktır yaşadıkları. Ve insansal olan her şey yabancılaşma kokmaktadır. Ancak pehlivan Ali'nin patoza yakalanıp parçalanmasıyla "emekçiyim ben köle değil…" diyebilen insanoğlu çıkar karşımıza.
Bereketli Topraklar'dan sonra köy-kent emekçisinin yaşamını konu alan romanlarının kimilerinde insansal gerçekleri aynı güçle özümsediği söylenemez Orhan Kemal'in. Vukuat Var'da çıkara dayanan bir evlendirme olayı temel alınarak çeşitli yörelerden gelen etnik grupların oluşturduğu emekçilerin sergilenişi dışta kalır. Evlendirme olayının kahramanlarından genç kız (güllü) ve sevgilisi (Yağcı Kemal), toprak ağasının eğeni (ramazan) koşulların çıkmaza soktuğu kişiliklerinden çok, yazgılarını yaşayan insanlar olarak belirginleşirler. Vukuat Var'ın devamı olan Hanımın Çiftliği'nde olaylar iki temel doğrultuda gelişir. Egemen güçlerin yaşam biçimleri, toprakları işgale uğrayan küçük üreticilerin savaşım zorunluluğu… Yukarda, egemen güçler kesiminde Vukuat Var'ın Güllü'sü Ramazan'a boş verip, amcası toprak ağası (Muzaffer Bey) ile evlenmiş, sınıfıyla birlikte adını bile değiştirmiştir.Aşağıda, küçük üreticiler kesiminde yasal yollardan hakları alamayan köylülerin patlama düzeyine gelen öfkeleri, hınçları Muzaffer beyi öldürmeye kadar varınca, olaylar iki kesimin bireylerini aşar; toplumsal içerik kazanır. Hanımın Çiftliği'nde öldürme, çiftlik yakma vb. olağanüstü olaylardan kuşkulanmamıza karşın, bunları yaratan kişilerin dramlarıyla etkilendiğimizi söylemek güçtür.
Sınıf değiştirme tutkusu yaşamına egemen olan sakat, ama çok kurnaz bir adamın (Topal Nuri) romanı sayabileceğimiz Kanlı Topraklar'da ise hem eylemlerinin adamı olarak görünen, hem iç dünyalarıyla bizi etkileyen kişiler vardır. Bu nedenle roman toplumsal gerçeklerin sergilenmesini aşmıştır. Düzenin belirlediği görünmez yasalarla (vurgunla,kapkaçla, hileyle)bağdaşan kimi insanlar her yönleriyle hareket halindedirler. Anamalın, daha fazla üretim için insanlara en doğal hakları olan uykuyu bile çok gördüğü ortamda işgücünün mala dönüşmesine nöbetçilik eden Murtaza, kendi adıyla anılan romanın yükünü omuzlarında taşımaktadır. "Elleri üzerinde yürümeyi olağan saymaya başlamış toplum, belki bir dünyada, ayakları üzerinde yürüyen", "faşist disiplinli ruhu ve yöntemiyle fabrikada yüksek yöneticilerin çok hoşuna giden bir" vazife arslanıdır Murtaza. Bu romanda da, özellikle çırçır fabrikası ve gece vardiyasında çalışan işçiler yetkinlikle verilmiştir.
3- Orhan Kemal'in değişik sınıf ve tabakalardan gelen kişilerin yaşam serüvenleri işlediği romanlarında Eskici ve Oğulları, yazarın kendi tanımıyla "eski, yeni, ileri, geri düşünce davranışların çarpıştığı bir yaşama kesiti"dir. Eski, eski üretim biçimini; yeni, yeni üretim biçimini simgeler. Tarım kesiminde artık endüstrileşme başlamış, kentte el tezgahlarına dayanan küçük işletmeler, yerini dev araçların işlediği fabrikalar bırakmıştır. Bu gelişmenin sonucu küçük üreticinin toprak; küçük esnaf ve zanaatçının fabrika işçisi durumuna gelmesidir. Eskiler ve Oğulları her iki kesimdeki hızlı değişmenin yarattığı çözülüşün içinde yaşayan bireyler olarak romana ağırlıklarını koyarlar. Müfettişler Müfettişi ile (devamı olan) Üç Kağıtçı'da bir sahteci (Kudret Yanardağ)nin devlet korkusundan yararlanarak İstanbul dışında küçük bir kentte, esnafından küçüklü büyüklü bürokratına kadar her kesimden insanı dolandırması öykülenmiştir. Devlet Kuşu, İstanbul'a yerleşen dört çocuklu bir göçmen ailesinin romanıdır. Özellikle büyük çocuk, Avare Mustafa'nın serüvenleri çerçevesinde gelişir. Yazarın İspinozlar adıyla oyunlaştırdığı bu roman filme de alınmıştır. Serseri Milyoner, Devlet Kuşu, Gavurun Kızı, Yalancı Dünya, El Kızı orta tabakadan kişilerin değişen toplum koşulları, kadın-erkek, ana-baba ilişkileri içinde verildiği romanları arasında anılabilir.
Orhan Kemal'in romancı olarak yaratılarını ortaya koyduğu yıllar, iç kapitalizmin genişleme yolunda engel tanımadığı dönem içindedir. Özellikle Ege ve Çukurova'da değişen tarımsal ilişkiler sonucu "köylülüğün bir yandan kent ve köy emekçilerini, öte yandan, geçimlik tarımı aş:p ücretli emek kullanan kapitalist işletmeleri, dolayısıyla kırsal burjuvaziyi ürettiği" kabul edilmiştir. Farklılaşma belirginleştikçe küçük ve orta üreticinin temsil ettiği geleneksel köylü ailesinin yapısında değişmeler de belirginleşir, bu değişme-çözülme dönemine özgü yeni insanlar çıkar ortaya. Orhan Kemal'in konularına bu insanlarla toplum arasındaki uyuşmazlık ve çatışma egemen olur; kaynaklık eder.
Kent ve köy emekçilerini temsil eden bu kişiler varlıkları, ekmek kavgaları, yaşadıkları olaylarla değiştirilmesi gereken bir düzenin bireyleri olduklarını vurgularlar. Kimilerininse yaşadıkları dönemin toplumsal savaşım koşullarıyla bağlamları vardır. İyiler iyi, kötüler kötü yaratıldıkları için iyi ya da kötü olmamışlardır. Durumlarını, niteliklerini toplumsal koşullar belirler bu kişilerin. Köy-kent burjuvazisi ile, onların sınıf değiştirme tutkusuna yuvarlanan yardakçıları (elçiler, ırgatbaşları, odacılar, katipler) tüm ilişkilerinde sahteci, kalleş çıkar adamları olarak görünürler. Hem emekçilerden, hem mülk sahiplerinden faydalanmak mesleklerinin gereği olmuş gibidir. Bereketli topraklar'da onlardan birini şöyle çizer Orhan Kemal: "Az sonra ırgatbaşı geldi, daracık omuzlu, uzun boylu ne anasının gözü olduğu belli, hinoğluhin bir Alasonyalı. Bin tarakta bezi vardı. Birbirine yakın gözleriyle kuşku içindeydi. İşe adam kayırır, kayırdığı adamlardan avanta alır, şuna buna para karşılığı çırçırdaki kadınları kızları tavalar, para vermeyen hele hele para vermeyip bir de kafa tutanların anasını beller biri." (s. 57)
Kimi daha çok kişiye gereksinme duyulan işlerde daha az kişi çalıştırarak hırsızlama kazanç sağlarken ölümle sonuçlanacak kazalara neden olur (bereketli Topraklar s. 382). Kimi patronuna kadın götürür (Kanlı Topraklar, s. 174); arkadaşını yolsuzluğa "teşvik" ederek suçüstü yakalatır (Kanlı Topraklar s. 174). Sınıf değiştirme tutkusu kişiliklerine sinmiş, her türlü kötülüğün kaynağı olmuştur. Kanlı Topraklar'ın Topal Nuri'si, rakısını yudumlarken şöyle somutlar bu tutkuyu:
"Pamuk tüccarlığı, küçükten fabrikatörlük derken Allah izin verirse bir yerlerde bir miktar toprak. Topraktı aslolan. Nedim Ağa da, Kayseri'den Adana'ya gelip ,dükkan, tezgah, hatta fabrika sahibi olan Nuri Ağalar, Seyid Ağalar, Mustafa özgürler, Nuh Naciler bile toprağa heves etmemişler miydi? Nedim Ağa gibi, fabrikalarının ellerinden alınması ihtimaline karşı Solaklı Köyünde toprak satın almamışlar mıydı?
Nedim Ağa da toprak sahibiydi. Onun için, kendisi de kuvvetlenince, elini Çukurova'nın bereketli topraklarına uzatmalı, bu bereketli topraklara sahip olmalıydı." (s. 146)
Emekçilerle yakın ilişkileri olan bu kişilerin karakterleriyle az çok birbirlerine benzemelerine karşılık yalnız bekçi Murtaza, yaşamı, doğruluk anlayışı kendi kendine inanması, değer yargıları, görev ahlaklarıyla ayrılır onlardan. Oğlunun gözünde bile "emekçi düşmanı, mal sahibi yardakçısı"dır ama bunu kendisine biçilen ücretten daha fazlasını almak için yapmaz Murtaza. Görevi, üretimde beklenen düzeyin altına düşülmemesi için işgücüne nöbetçilik etmektir onun. Kafasında yalnız bu doğru vardır. İnançları çağdışı değerlerle biçimlendiği için tuttuğu nöbetin kime, hangi sınıfa yaradığını düşünme yeteneğinden yoksun kalmıştır. Çok yönlü özelliklerin kimliğinde toplanması hem ırgatbaşı, katip, odacı gibi anamalın öteki yardakçılarından, hem tanıyıp bildiğimiz öteki insanlardan ayırır Murtaza'yı; özgün bir kişilik yapar.
Orhan Kemal'in romanlarında toprak ve fabrika işçileri, iş bulma zorunluluğu ile her türlü güçlüğe boyun eğen kişiler olarak görünürler. Özellikle köyden gelenler için, iş koşullarına, kente, ırgatbaşlarının madrabazlıklarına, kadın ilişkilerine alışmak istenç işidir. Kendilerinden önce sınırları çizilmiş bir dünyada ayakta kalabilmek için çoğun bireysel direnç kaynaklarına tutunmaya çalışır bu kişiler. Aralarında eski deneylenmiş işçilerinden, namuslu ustabaşlılardan yararlanarak kişiliklerini bulanların yanı sıra küçük çıkar hesaplarına dayanan o berbat, acımasız dünyanın çarklarına kapılanlar vardır. Bu çıkar hesaplarının, gizli oyunların özünü kavrayacak bilinç düzeyine erişemeyen mevsimlik işçiler, deneysizler, sarı işçi durumuna düşer; bir gecelik küçük kazançlarla geleceğini güven altına almayı düşleyen kadınların, ayakta durma güçlerini yitirdikleri görülür.
Kişilerini yaşamın gerçekliğinden soyutlamadığı için karakterlerindeki toplumsal başat'ı belirlemede de ustalık kazanmıştır Orhan Kemal. Bu nedenle 1950 sonrası Türkiye'sinde emekçi sınıfların gizilgücünü simgeleyen eski deneyli işçiler, namuslu ustabaşları, teknisyenler belli bilinç ve savaşım gücüne sahip insanlar olarak çıkar karşımıza, Yazarın başarısı, onları, yaşamın vazgeçilmez bir parçası, toplumun ortadan kaldırılamayacak bireyleri olarak kabul ettirebilmesidir.
Orhan Kemal'in romanlarında çocuklar, genç kızlar, toplumsal bozulmanın, sorumsuzluğun acı meyveleri görünüşündedir. Çıkar uğruna satılan, yada kaldırıma düşen öğrenci yaşındaki kızlar vardır aralarında. Babasız anasız erkek çocuklar bir yandan karınlarını doyurmak için, bir yandan cezaevlerinde bile namuslarını korumak için savaşırlar.
Ahmet Hamdi Tanpınar, romanlarında toplumsal değişmenin kentsoylu aydınları üzerinde yarattığı etkileri göstermek istemiştir. Onun kişileri siyaset, ekonomi, felsefe, sanat konularında düşünür, sözü adlımı bir solukta sayfalar boyunca birbirlerinin tıpatıp benzeri konuşmalarıyla yaşamları ve karakterleri üzerinde kuşku uyandırırlar. En azından romancının dünya görüşünü onaylamak için yaratılmış gibidirler. Orhan Kemal'se değişmenin başka bir aşamasında emek gücüyle etkilenene insanlar bakar; onların yaşarlığındaki en somut özellikleri yakalayarak tipleştirmeye çalışır. İnsanın bulunduğu konumdaki gerçekliğini, farklılığını çok iyi kavradığı söylenebilir. Bu gerçekliğin değişik süreçleri içinde onu kişi yapan öğeleri ortaya koyar. Bu nedenle romanlarında da öykülerinde olduğu gibi diyalog büyük yer tutar. Hangi yaşta, hangi sınıf ve tabakanın insanını tipleştirmeye çalışırsa çalışsın onu hareket içinde vermeyi yeğlemiştir. Kadınların, çocukların, ihtiyarların, göçmenlerin, işçilerin, patronların, okumuşların özellikleri konuşmalarıyla belirsin ister.
"Hüseyin? - Uyumuyor musun yavrum? - Uyumuyorum. -Niye? -Uyku tutmuyor. - Niye? -Bilmem. Anne be… - Söyle yavrum… -Ölüm haberi nasıl gelir." (Sokakların Çocuğu, s. 237) örneğinde görüldüğü gibi çocuğun iç dünyasında biriken acıyı anlatmaz; anlattırır. Kişilerin dili, mantığı ve durumlarının özelliğini iç içe geliştirerek temel sorunlarıyla ilgili öğeleri ağır ağır sergiler.
Ender olarak, kendi başlarına kaldıkları zamanlarında, ruhsal çözümleme yöntemlerine başvurarak kişilerin bilinçaltı birikimlerini ortaya koyarken yalın tümcelerle temeldeki duyarlığı vurgulamaya çalışır:
"… Bir gece, ama çok eskiden, taa çocukluğunda, babasının ayıp küfürlerle naralarla mahalleyi alt üst ettiği, parçalanan idare lambasının alev alev yandığı karanlık taşlıkta, annesinin çığlık çığlığa dayak yediği geceler gibi bir gece. Sedir. Sedirle demiri paslı bir çakıyla oynuyordu. "-çakı, kesmiyorsun değil mi? Kesme, Babamın elinde olsan keserdin. Ben küçüküm diye kesmiyorsun. Ben de büyüyeceğim bir gün. O zaman benden de korkacaksın. Babam da korkacak. Anneciğim korkmaz. Anneciğim öldü. Ölmeseydi, şimdi büyüdüm işte. Kocaman değilim ama gene de büyüküm. Anneciğim sağ olsaydı… Cevriye, ben, o… Üçümüz…"
(Sokakların Çocuğu, s. 167)
Orhan Kemal kişilerle olaylarla ilişkisini zorunlu gördüğü yerde çevre özelliklerini yansıtırken, ortam çizimlerini uzun betimlemelerle donatmayı sevmez pek. Yalın tümce beğenisini koruyarak, en plastik sözcükleri seçmeye özen göstererek, yer yer şiirsel öğelere başvurarak yapar bunu. Özellikle yakın çevreyi, sokağı, fabrikayı, tarlayı, evi, kahveyi, odayı, mutfağı kesin çizgilerle sergilerken kişilerinin yaşamlarındaki yerlerinin belirmesine çalışır. Kimi romanlarında eşya ve insan ilişkileri dikkati çekecek ölçüdedir.
Kimi eleştirmenler Orhan kemal'in romanlarında "gerçekliğin natüralist çizgilerde sığlaşmasına, yalınkatlaşmasına" yol açtığını yazmışlardır. Romanlarını büyük çoğunluğu için geçerli değildir bu yargı. Doğalcılar "Karakter ile çevre arasındaki diyalektik ilişkiyi gözden kaçırarak gerçekliği sadece belirtmişlerdir." Orhan kemal, karakter ile çevre arasındaki diyalektik ilişkinin belirmesine özen gösterir. Doğalcıların, "burjuva düşüncesinde barınan metafizik ve diyalektik olmayan yaklaşıma yönelik olduklarından, gerçekliğin çelişmelerini yada hareketini açığa çıkarma" yolunda çabaları yoktur. Orhan Kemal, yaşamın bütün kesimlerine bakarken, emek-sermaye çelişkisinin yarattığı başat sorunları kavrar; toplumsal çözüme ulaştırır. Ve "toplumbilimsel kavramları mekanik biçimde uygulamaktan" kaçması, "insanın iç dünyasını belirleyen toplumsal etkenleri algılama yeteneği" ile toplumcu gerçekçi akımın temel ilkelerini uygulama ustalığı kazanır. Ona çağdaş romanımızdaki yerini sağlayan da bu ustalık olmalıdır.
NOTLAR
1 - Orhan Kemal, Nurer Uğurlu, Orhan Kemal'in İkbal Kahvesi s. 199-201, Cem Yayınevi. İstanbul
2 - Hasan İzzettin Dinamo, Yeditepe, Ağustos, 1969
3 - Arslan Galip, "Taban Fiyat Uygulamalarının Ekonomik Etkileri", Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Sayı 49
4 - Alıntılar: B. Suchkov (Çeviren Aziz Çalışlar), Gerçekliğin Tarihi, s. 170-171, Bilim Yayınları, 1976, İstanbul
Bilim ve Sanat, Haziran 1982, Sayı: 18, Sayfa: 30 - 31 - 32 - 33