Hilmi Yavuz, Şerif Mardin'in Türk fikir hayatı ve edebiyatının 'şeytanî'likten ("daemonic-olan"dan) yoksun olduğu tezini değerlendirirken "öznenin ister Hıristiyanlıkla içselleşmiş şeytanilik'inden, ister Romantizmle meşrulaşmış şeytani yaratıcılık'ından söz ediliyor olsun, her iki durumda da, İslama bütünüyle yabancı bir insan konsepti söz konusudur. Zira Romantizm, şeytani yaratıcılık'ı, ancak şeytaniliği içselleştiren Hıristiyan bir kültürde ve Hıristiyan insanı bağlamında meşrulaştırabilirdi" diye yazmış ve "Türk romanında 'daemonic' sayılabilecek karakterler"e örnek verirken, Nahid Sırrı Örik'in Kıskanmak romanındaki Seniha ile Sultan Hamid Düşerken romanındaki Nimet'i anmıştı. Bu iki kahramanın "'kadın' olmaları tesadüfi değildir. 'Daemonic' olanın, ancak 'kadın'a atfedilmesi durumunda meşruluk kazanabilmesinin de, üzerinde ayrıca durmak gerekir," diye belirtmişti Yavuz (Zaman, 9 Şubat 2001).
Gerçekten de edebiyatımızda "kötücül" kahramanlardan söz ettiğimizde, aklımıza ilk gelecek isimlerden birisidir Nahid Sırrı Örik. Son beş altı yıl içerisinde Örik'in neredeyse bütün eserleri yeniden yayımlandı; bu nedenle, hak ettiği ilgiyi gördüğü söylenemezse de, bir tür "iadei itibar"dan söz edilebilir. "Kötü" diye niteleyebileceğimiz davranış ve kişilere yalnızca Hilmi Yavuz'un saydığı Kıskanmak (Oğlak Yay., 1994, 241 s.) ve Sultan Hamid Düşerken (Oğlak Yay., 1999, 262 s.) adlı romanlarda değil, Örik'in öbür romanlarında da rastlamamız mümkün.
Turnede Bir Artist Öldürüldü adlı kısa romanında (Arma Yay., 1995, 75 s.) Örik, hanende Nezihe Yanıkses'in trajik hikâyesini anlatır. Nezihe Bandırma turnesinde rastlantı eseri "yıldız"lığa terfi eder, ama bu onun sonunu da hazırlar. Örik'in eserlerinde kötücüllük "düşmüş"lerin düşmelerine neden olan hayattan intikam almalarıdır adeta. Bu romanda, yalnızca bir cümlede sözü edilen kadında bunu görebiliriz. Yaralanan Nezihe'nin yattığı hastanedeki oda arkadaşı, uygunsuz bir kadınla odayı paylaşmaktan mustariptir ve Nezihe'nin durumunun tehlikeli olduğunu yazan gazeteyi kendisine göstermekten kaçınmaz. Bu "haberin onun üzerinde yapacağı tesiri görmek"ten "haz" duyduğunu yazar Örik. Böylece "uygunsuz" bir kadınla kendisini aynı odaya yerleştiren hayattan intikam alacaktır.
Benzer bir temanın işlendiği Yıldız Olmak Kolay mı? (Oğlak Yay., 1996, 185 s.) adlı romanda da, Örik'in hemen her romanında olduğu gibi "kıskançlık" konusunu ele aldığını görürüz. İnsanlardaki en büyük zaaflardan birisi olan kıskançlığı, başka hiçbir yazarımızda görmediğimiz yoğunlukta işler Örik. Kıskanmak, adından da anlaşılacağı üzere, baştan sona bu izleğin peşindedir. Yıldız Olmak Kolay mı?'da Turnede Bir Artist Öldürüldü'de olduğu gibi hanendelerin dünyasında dolaşırız. Hanendeler arasındaki rekabet kıskançlıkla kol kola gider. İnsan psikolojisinin en derinlerindeki karmaşaları, açmazları, hainlikleri cümle aralarında çiziverir Örik. Kıskançlık kimi zaman hoşnutluğa karışır; kimi zaman belli belirsiz bir "hürmet" yaratır insanda. Bazen birbirlerine "ayna" tutar kahramanlar, böylece bireyin "kötülük"le ilişkisini bir davranış bozukluğu olarak adlandıramayacağımız bir noktaya geliriz. "Hilkat"ten ya da toplumsal yapıdan gelen "adaletsizlik" sonucunda ortaya çıkmıştır "kötülük".
Romanlarında kadın kahramanlar sayıca daha fazla olmakla beraber, Tersine Giden Yol'da (Arma Yay., 1995, 283 s.) bir erkeğin hikâyesini anlatır Örik. Bu, Cumhuriyetin ilk yıllarında, üvey annesinin kendisine oynadığı bir oyun nedeniyle Ankara'ya gitmek zorunda kalan paşazadenin hikâyesidir ve Cumhuriyetin kuruluşuyla koşutluklar sergiler. Cezmi, hayatını yeniden kurma girişimlerinin hepsinde onu (ya da onun birlikte olduğu, olmayı istediği kadını) çekemeyenlerin, "kıskananların" ihanetine uğrar. Cezmi'nin onların eline koz veren yapısını da unutmamak gerek. Örik'in, çoğu kez "ete olan bağlılık" biçiminde, edebiyatımızda benzerine rastlanmaz bir yaklaşımla adlandırdığı "cinsel tutku", Cezmi'nin hayatını yoluna koymasının önündeki engellerden birisidir. Bu romanda da, öbür romanlarda olduğu gibi, insanî duyguların mevki hırsı, istikbal, maddî zenginlik gibi beklentiler uğruna satılığa çıkarılışını okuruz. Cezmi'ye romanın sonunda yardım elini uzatan, geçmişteki sevgilisi Macar dansözü Lili'nin kocası olacaktır. Kemal Beyin Cezmi'ye yemekli vagonda rastlayınca dile getirdiği eleştirilerin, kıskançlıktan kaynaklanan bir hor görme olmaması da ilginçtir. Modern dünyada patron ile istihdam ettiği işçi/memur arasındaki ilişki yeni bir iktidar biçimi yaratmıştır.