Melih CEVDET Anday'ın “Bizim klasiğimiz yoktur” sözü tartışmalara neden oluyor.
“Bir edebiyat klasiği olmadığını söylemenin, onun, bugüne kalabilen, kalma gücünü gösterebilen bir geçmişi, haydi açıkça söyleyelim, bir kültürü olmadığını söylemek anlamına gelebileceğini bilmiyor mu Melih Cevdet Anday? Klasiği olmayan bir kültürden söz edilebilir mi?Yabanıl toplumların mitlerinin bile, bugünün insanı için bir anlamı olabileceği göz ardı edilmezken, Türk kültürünü ‘klasiği olmayan bir kültür' diye göstermek, ne demeye gelmektedir.”
Bu sözler şair ve felsefeci Hilmi Yavuz'undu. Melih Cevdet'in “Bizim klasiklerimiz yoktur” sözüyle dile getirdiği anlayışa böyle tepki gösteriyordu Yavuz. Konuya bir de eleştirmen Füsun Akatlı gibi yaklaşanlar vardı. Melih Cevdet'in görüşlerine büyük ölçüde katıldığını belirten Akatlı şöyle konuşuyordu: “Klasik arama çabası neden? İlle bizim klasiklerimizin olmasına gerek yok. Dünyaya mal olmuş klasikler var zaten...” “Dedi ki yok yok...” Aslında tartışma yeni değildi. 1980'lerin başında bir Bulgar yazarının “Sizin klasikleriniz nedir?” sorusuna Melih Cevdet “Bizim klasiklerimiz yoktur” diye cevap vermiş ve dananın kuyruğu kopmuştu. Anday'a ilk tepki Attila İlhan'dan gelmişti: “Bulgar yazarına ‘Bizim klasiklerimiz yok' diyen, üstelik bu dediğini bir marifetmiş gibi de yazan Melih Cevdet Anday'dır. Fikrimce o ve onun kuşağı Batı ve Batılılaşma konusunu en yanlış anlayan, en yanlış da uygulayan bir kuşak sayılmalıdır. Bu kuşak Atatürk'ün ölümünden sonra ülkeyi kaplayan faşizm döneminde ‘resmen' himaye görmüş, zaten ‘Garip Şiiri' de bu sayede imgeci toplumsal şiiri boğabilmiştir.
Tartışmanın yeniden gündeme gelmesinin nedeni Melih Cevdet'in 15 Ocak'ta Cumhuriyet gazetesinde aynı konuda bir başka yazı daha yazması ve “Bizim klasiğimiz yoktur” görüşünü ısrarla vurgulamasıydı. Asıl yanlış nerede? Hilmi Yavuz somut isimlerle sürdürüyordu tepkisini: “Bizim, zamana dayanabilen bugünün insanı için de çağın sorunlarını kuşattığı söylenebilecek yapıtlarımız, klasiklerimiz yok mu? Melih Cevdet Anday, Türk toplumunun tarihini Cumhuriyet ya da Batılılaşma ile başlattığı için olmalı, ‘klasiklerimiz yok' demektedir. Ama acaba Yunus Emre'nin ya da Mevlana Celaleddin'in bugünün Türk insanına söyleyeceği hiçbir şey yok mudur? Evliya Çelebi'nin ya da Karacaoğlan zamana dayanmadığını söylemek istiyor Anday?”
Tercüman gazetesi Kültür Servisi sorumlusu Beşir Ayvazoğlu da okunup zevk alabilen, zamanla değerinden bir şey kaybetmeyen eserler kastediliyorsa, hem de ne klasiklerimiz var” diyordu. Yunus'tan Sait Faik'e uzun bir liste sıralayan Ayvazoğlu şu sözleri de ekliyordu: “Klasik bu manada alınıyor da, ‘klasiklerimiz yok' deniyorsa, ardında başka sebepler aramak lazım. Bildiğim kadarıyla dil problemi öne sürülüyor. Fuzuli'nin Baki'nin dilini anlamıyormuşuz. Bu anlamayanların kendi kusurları. ‘Bizim klasiklerimiz yoktur' demek, ‘Biz elli yıl önce dilsiz bir millettik' anlamına gelir. Olacak şey mi bu?”
Gazeteci - yazar Çetin Altan ise bir başka ölçüt getiriyordu. “Mekteplerde okutulan isimler bizim ölçülerimizde klasik demektir. Her memleketin, her toplumun kendi klasiği mutlaka vardır.”
Nokta Dergisi, Yıl 6, Sayı: 5, 7 Şubat 1988, Sayfa: 68