Kulalı gazeteci Misailidis'in Yunan harfleriyle fakat Türkçe olarak 1871'de yayınladığı "Temaşa-i Dünya ve Cafekâr-ü Cefakeş" adlı roman, Latin alfabesiyle yeniden basıldı. Eser, ilk Türk romanı sayılmaya aday.
"Gazeteci olsam, âna da küflenmiş akıl gerek ve dünya ile uğraşmalı ve yılana kulp takmanın yolunu bilip, tuzu ile biberi ile gerçek deyü yutturmalı, bu da işime gelmedi, zira yalandan hoşlanmam. Bir de politikacı fincancı katırı ürkütür isen, hükümet yakanı bırakmaz."
Kulalı romancı Evangelinos Misailidis 1871'de yayınladığı "Temaşa-i Dünya ve Cefekâr-ü Cefakeş" adlı nefis eserinde, kahramanı Aleko Favini'nin melek seçmede çektiği güçlüğü anlatırken, çeşitli mesleklerin değerlendirmesini yapıyor...
Misailidis'in aslı dört ciltten oluşan romanı, 50 yıla yakın süredir Türkiye'de yaşayan değerli bilim adamı Robert Anhegger ve Vedat Günyol'un çabalarıyla, Cem Yayınları'ndan çıktı. "Seyreyle Dünyayı" adıyla tek ciltte yayınlanan bu son derece önemli ve son derece keyifli roman, edebiyat tarihimizi altüst edecek nitelikte... Çünkü, ilk Türk romanı kabul edilen Şemsettin Sami'nin "Taaşuku Talat ve Fitnat"ından daha önce yayınlanmış. Cevdet Kudret, Nokta'ya, "Henüz eseri yeterince incelemedim ama sanırım ilk Türk romanı sayılabilir bu kitap" diyor.
Yunan harfleriyle Türkçe. Misailidis'in romanının özelliği bununla da kalmıyor. Eser Karamanlı Türkçesiyle, yani Rum alfabesiyle Türkçe olarak yazılıp yayınlanmış. Tam 115 yıl sonra Latin harflerine çevirilip günümüzün Türk okurunun da saatler sürecek okuma zevkine sunulan "Seyreyle Dünyayı" ya da gerçek adıyla "Temaşa-i Dünya ve Cefakâr-ü Cefakeş'in yazarı Misailidis, Kulalı bir gazeteciymiş. 1851'de yayınlamaya başladığı "Anatoli" adlı, gene Karamanlıca gazetesiyle 19. yüzyıl İstanbul'unun önemli azınlık aydınlarından biri olan Misailidis, düşsel kahramanı Avukat Aleko Favini'nin maceralarını tadına doyulmaz bir üslupla naklediyor.
Favini'nin serüvenleri, "Bildungsroman" denilen, kahramanı doğumundan itibaren izleyen, onun çocukluğunu, gençliğini, eğitimini, gönül maceralarını kronolojik sırayla anlatan türe giriyor. Favini, daha doğarken öksüz kalmış. Babası kıskançlık yüzünden annesini öldürmüş. Can çekişen annesinin rahminden diri olarak dünyaya gelen çocuk, dede evinde büyümüş, papaz okullarında, sokaklarda çeşitli madrabazlıklara uğraya uğraya serpilmiş. Ama mayasındaki dürüstlük, sağlamlık ağır basmış, düştüğü cezaevlerinde, tımarhanelerde, genelevlerde, meyhanelerde kişiliğini, onurunu koruyabilen bir adam...
Misailidis'in romanı, 19. yüzyıl Türkçesinin o özel çeşnisine, halk ağzında yaşayan deyimlere, araya serpilmiş Rumca sözcük ve cümlelere yaslanan, son derece akıcı bir tarzda yazılmış, bir bakıma "picarerque" denilen macera romanları türüne de girebilecek bir eser. Aynı zamanda, geçen yüzyılın Beyoğlu (Pera) çevresinin yaşamını, gelenek ve göreneklerini, Osmanlı toplum düzeninin çeşitli özelliklerini yansıtması bakımından da son derece değerli bilgiler içeriyor.
Misailidis, 800 küsur sayfa tutan eserini şöyle bitiriyor: "İşte, ey ibadullah, şu dar-ı dünyanın temaşagâhı âleminde sergizeştim bu olup, dünyanın her lezzetinden tattım ve her gûna felakete katlandım. Anladım ki hepsi de boş imiş ve Hz. Solonom kavlince fani, kâfesinde faniler fanisi "Mateotis mateotitonta panda mateotis"imiş ve fakat bir şey boş ve fani değil, o da mağdurine elden ve dilden gelen iyiliği esirgememektir."
Karamanlidika
"Gerçek Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz
Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz
Öyle bir mahlut-u hatt-ı tarikatımız vardır
Hurufumuz Yunanca, Türkçe meram eyleriz"
Yunan alfabesiyle yazılan Türkçeye, daha doğrusu Konya-Karaman ağzı Türkçesine "Karamanlıca" deniyor... Anadolu halkının Ortodoks Kilisesi"ne bağlı, ama Türkçe konuşan büyük bir kesimi bu alfabeyi kullanarak 18. ve 19. yüzyıllarda "Karamanlıca" denilen edebiyatı meydana getirmişler. Bu edebiyat hem din kitaplarından, hem de din dışı eserlerden oluşuyor. Karamanlıca kitaplar 500'ü aşkın.
Karamanlıların Türk mü, Rum mu sayılmaları gerektiği üzerinde bilim adamları görüş birliğine varmıyorlar. Cami Baykut, Prof. Mehmet Ersöz, Gotthard Jaeschke bunların Türk olduğunu, Spiros Vryonis, Faruk Sümer ve Prof. Talat Tekin ise karşı görüşü savunuyorlar... Dr. Robert Anhegger ise, Karamanlıların Bizans döneminden kalma Hıristiyan Türkler ve sonradan Türkçeyi benimseyen Hıristiyanlar olmak üzere iki ayrı kökenden geldiğini vurguluyor.
Kurtuluş Savaşı sırasında Papa Eftim'in kurduğu Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi'ne katılarak Türkleri destekleyen 1 milyon kadar Karamanlı, ne Ankara'ya ne de Atina'ya yaranabilmiş! Lozan Antlaşması'nda yer alan "mübadele" kararı gereğince de Türkiye'den çıkarılarak Yunanistan'a göndermişler... Yeni kuşak Karamanlılar bu ülkede tamamen "Rumlaşmış" bulunuyor.
Karamanlıca eserler, son yıllarda araştırmacıların büyük ilgisini uyandıran, sahaflarda ısrarla aranan ve orijinal baskıları çok para eden kitaplar. Sahaf Uğur Gürcar, Nokta'ya, "Karamanlıca İncil şu sıra 20 bin lira. Misailidis'in orijinal baskısını görmedim, ama elinde olan varsa getirsin, 300 bin civarında ödemeye hazırım" diyor...
"Değeri yadsınamaz"
Edebiyat tarihçisi ve eleştirmen Atilla Özkırımlı romanı Nokta için değerlendirdi:
"Misailidis'in yapıtı, iki açından önem taşıyor: Dili ve belgesel niteliği. Avukat Aleko Favini'nin serüvenlerinin anlatıldığı yapıt geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Merkezi İstanbul olan bu coğrafya, 19. yüzyıl Osmanlı topraklarından Fransa, İtalya, İngiltere ve Rusya'ya toplumsal, çeşitli toplulukların yaşama biçimleri, gelenekler, inançlar üzerine bir yığın bilgi veriyor Misailidis.(...)
Şemsettin Sami'nin "Taaşşuk-u Talat ve Fitnat"ıyla aynı yılda, 1987'de yayınlanan "Temaşa-i Dünya" ilk Türk romanı sayılabilir mi? Bana göre, tartışılabilir bir konu bu. Yapıtın anlatım dili Türkçe, ama Rum harfleriyle Türkiyeli bir Rum tarafından yazılmış. Hedeflenen okur Türk okuru değil. Ayrıca kendisini Yunanlı sayan ve bunu özellikle vurgulayan bir kahramanın serüvenleri çevresinde, onun bakış açısından yansıtılıyor her şey. Bu nedenle, Türk edebiyatının o günkü bütünlüğü içinde yeri ve etkisi yok. Ama günümüz açısından, döneminin toplumsal yaşayışının ve Osmanlı Türkçesi'nin önemli bir tanığı. Kısacası, ilk Türk romanı değil belki, ama içeriğiyle, diliyle değeri yadsınamayacak bir yapıt."
Nokta Dergisi Yıl: 4 Sayı: 25 29 Haziran 1986 Sayfa: 56-57