22 Kasım 2008 Cumartesi

Üye Girişi





< Geri

İlk Dönem Türk Romanlarında Etkiler Sorunu

Handan İnci

Geçtiğimiz aylarda Varlık ve Virgül dergilerinde çıkan iki yazı hem ilk dönem Türk romanlarının kaynakları, hem de eleştiri tarihimiz açısından önemli konulara kapı açarak birbirlerine bağlanıyordu. İlki Robert P. Finn'in ilk baskısı 1978'de yapılan Türk Romanı adlı kitabının yeni basımı için Hasan Bülent Kahraman'ın kaleme aldığı bir yazıydı! Kahraman yazısında Türk romanı üzerine o güne kadar yapılmış eleştiri ve incelemelerde söz ediyor, " Tarihselci" ve " Zihinselci" diye ikiye ayırdığı bu çalışmaların kültür tarihine yeterli katkıda bulunamadığını ileri sürüyordu. Romanın Batı odaklı Türk modernitesinin bilinci ve bilinçaltı olduğunu söyleyen Kahram'a göre, bu önemli işlevine rağmen, Türk romanı üzerindeki eleştiri ve incelemelerde roman bir "kültür tarihi" ve "kültür çözümlemesi" olarak gereği gibi değerlendirilmiştir.

Bir kaç ay sonra Varlık dergisinde Mehmet Rifat "Eleştiri Tarihinden " başlığı altında eleştiri kavramını sorgularken konuyu Türk romanı için bundan altmış yıl önce yayımlanmış bir eleştiri yazısı üzerinden örnekliyordu. Sabri Esat Siyavuşgil'in 'Roman Ve Okuyucu' adlı bu yazısında romanın okur (ve dinleyici) kümesi üzerindeki etkisi inceleniyordu.

Kahraman gibi, Rifat da roman eleştiri alanında niteliksel bir zayıflama olduğuna dikkat çekiyordu yazısında. "Aynı zamanda yazın üstüne de düşünce üretmeyen bir yazınsal metin (roman) ve aynı zamanda eleştiri üstüne de düşünce üretmeyen bir yazınsal eleştiri" düşünmek istediğini söyleyen Mehmet Rifat , bu noktada Türk edebiyat ortamını da sıkı bir eleştiriden geçirdi.

Her iki yazı da Türk ve eleştiri kurumu hakkındaki değerlendirmeleriyle ayrıca tartışılmayı hak ediyor. Ancak benim üzerimde durmak istediğim konu, bu yazıların, Türk romanının kaynakları üzerine yanlış olarak tekrarlana-gelen bir bilgiyi düzeltme imkanı sunmuş olmalıydı.

Kahraman, Türk romanı üzerine yapılmış az sayıdaki inceleme içinde Güzin Dino'nun Türk romanının Doğuşu adlı kitabına ayrı bir yer açar. Kahraman'ın "bütün bu alanın kanımca en temel kitabı ve belki de tek entelektüel çözümlemesi, hala daha ilerisi, ileri, iyisi yazılmamış metni" dediği bu kitapta Güzin Dino'nun tezi, Türk romanının doğuşunu tamamen Batılı kaynaklara bağlamanın yeterli olmadığı, ilk anlatılarımızın Batılı etkiler kadar, sözlü kültürümüzden de derin izler taşıdığıdır. Buna göre Türkçenin "ilk edebi romanı" kabul ettiği İntibah ile 1851-1852 'de yazıya geçirilen Hançerli Hanım Hikaye-i Garibesi adlı halk hikayesi arasında konu ve motif bağlamında ciddi ilişkiler saptar Dino. Böylece, yüzyıllar boyunca halkın çeşitli tabakalarında anlatı dinleme ihtiyacını karşılamış olan Doğu masalı ve hikayesinin hayalperest dünyasını eleştiren, bunun yerine Batı'da görüp tanıdıkları romanın gerçekçi dünyasını ikame etmek isteyen ilk yazarlarımız, ne kadar uğraşsalar da bu ilk denemelerde içinde yetiştirdikleri geleneksel edebiyatın etkilerinden sıyrılamamış olduklarını gösterir.

Dino'nun 1975'te Paris'te basılan, Türkçeye 1978'de çevrilen kitabı, Türk edebiyatında roman ile gelenek arasındaki ilişkiler üzerine ilk inceleme kabul edilmiştir. Orhan Okay, 1990'da yayımlanmış bir çalışmasında bu tarihe kadar intibah üzerine yapılmış değerlendirmeleri eleştirel bir bakışla gözden geçirirken, " Fransız romanının tesirine mutlak olarak itiraz eden ilk, belki tek araştırmacı'nın Güzin Dino olduğunu söyler.

Edebiyat tarihimizde yaygın olarak tekrar edilmiş görüş, İntibah romanında kişiler ve olayın Fransız romantiklerinin etkisiyle şekillendiğiydir. Özellikle Türkçeye çevrilmiş ilk romanlar içinde yer alan L'Abbé Prévost'un Manon-Lescaut'su ile Alexandre Dumas Fils'in La Dame aux Camélias adlı romanının, İntibah'a kaynaklık ettiği ileri sürülür. Bununla birlikte İntibah'ta bazı yerli izler bulanlar da olmuştur. Bunlar daha çok insan ve doğa tasvirlerindeki imajlar, konuya uygun olarak aralama serpiştirilen beyitler gibi ikinci dereceden etkilerdir. Okay'ın "İntibah'taki yerli tesirlere ilk büyük işaret'' dediği Tanpınar da bu çerçevede kalmıştır. Okay'a göre İntibah'taki Fransız edebiyatı etkisini "ilk defa teferruatlı deliller göstererek reddeden Dino'nun İntibah hakkındaki müstakil kitabı" dır.

Evet, Güzin Dino'nun çalışması sadece ilk romanlarımızdaki geleneksel hikaye izlerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koymakla kalmaz, aynı zamanda eleştiri tarihimizde, bir roman üzerine yazılmış kitap hacminde ilk eleştiri olma özelliği de taşır. Dino, metodik bir şekilde, çokyönlü ve ayrıntılı bir bakışla incelediği İntibah'i edebiyat tarihimizdeki yerine yerleştirir. Böylece romanımızın başlangıcında Batı romanının etkisi kadar geleneksel halk hikayelerimizin de etkisi olduğunu gösterir. Ancak gerek bu etkilere gerek Dino'nun tezini üzerine dayandırdığı İntibah ile Hançerli Hanım hikayesi arasındaki paralelliklere ilk işaretin kendisinden çok önce yapıldığını söylemek gerekir.

İşte bu noktada, Kahraman'ın ve Rifat'ın yazılarıyla yeniden gündeme gelen Dino'nun Türk Romanının Doğuşu adlı kitabı ile Siyavuşgil'in "Roman ve Okur" adlı yazısı arasındaki bağı kurabiliriz. Çünkü İntibah ile Hançerli Hanım hikayesi arasında benzerliklerden ilk defa Siyavuşgil söz etmiştir. Daha da önemlisi, Siyavuşgil'in Türk romanının başlangıcını sırf Batı etkisiyle açıklamaya çalışan edebiyat tarihçilerine de ilk tepki gösterenlerden biri olmasıdır. Mehmet Rifat'ın yıllar sonra yeniden okunmasını sağladığı yazısında şöyle der Siyavuşgil:

"Bize modern romanın garptan geldiğini ve ilk edebi romancımız Namık Kemal'in garp tesiri altında kaldığını kat'iyetle iddia eden edebiyat tarihçilerimiz, Sergüzeşti Ali Bey ile Hançerli Hanım'ı veya Tayyarzade'yi mukayese etmek zahmetine katlansalardı, hükümlerinde biraz daha insaflı davranmak mecburiyetini hissederlerdi."

Dino, kitabının başında "ilk Türk romanlarının doğuşuna katkıda bulunan ulusal kaynakların özgürlüklerini inceleyip ortaya koymak gerekir." dedikten sonra kendinden önce bu alanda söz söylemiş çalışmalar içinde şunları sayar: Pertev Naili Boratav'ın "İlk Romanlarımız "adlı yazısı, Mustafa Nihat Özön'ün Türkçede Roman'ı ile Son Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi ve Cevdet Kudret'in Türk Edebiyatında Hikaye ve Roman'ı. Bunların içinde Siyavuşgil'in yazısı yoktur. İntibah ile Hançerli Hanım hikayesi arasında ilişkiye dikkat çeken bölümü daha önce bir gazetede yayımlanan ve aynı yıl geliştirilmiş hali ayrı basım oalrak da çıkan Siyavuşgil'in bu önemli çalışmasının ya farkında değildir Güzin Dino, ya da anma gereği duymamıştır.

Türkçede romanın nasıl başladığı konusunda farklı düşünceler ileri sürülmüştür. Bir görüş, romanı. "ithal" bir tür kabul eder ve geleneksel anlatılarımızla aralarında hiç bir benzerlik olmadığını söyler. Bu alandaki araştırmaların artmasıyla öne geçmiş bir başka görüş ise Türkçe romanın Batı'daki gibi önceki anlatıların içinden evrilerek doğmasına bile, onlardan ister istemez etkilenmiş olduğu yolundadır.

Romana tamamen Batı taklitçiliğiyle başlandığı düşüncesinde, ilk romancılarımızın bu yeni türü tanıtırken Doğu'nun hayalci masal ve hikayelerine karşı aldıkları tavrın da payı olmalıdır. Namık Kemal, Ahmet Midhat ve Şemseddin Sami roman türünü yerleştirmeye çalışırken işe bu tür anlatıları reddederek başlamışlardır. Bununla birlikte halk hikayesi ve ilk romanlarımız üzerinde yapılan çalışmalar,bu romanlarımızın amaçları ve iddiaları ile ortaya koydukları eserlerin pek örtüşmediğini de açığa çıkarmıştır. Bütün yeniliklere rağmen ne Namık Kemal, ne Ahmet Midhat, ne de Şemseddin Sami o çok eleştirdikleri halk anlatılarından tamamen uzaklaşabilirler. Bu da gösteriyor ki ilk romanlarımızdaki halk hikayesi etkileri bilinçli ve metotlu bir yaklaşım gerektiren "yararlanma" şeklinde değil, kaçınılmaz bir etkilenme sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu benzerlikleri, Boratav'ın çok yerinde bir deyimiyle "kendini alamamak" şeklinde açıklamak daha doğru görünüyor.

Siyavuşgil ile aynı yıllarda Boratav da ilk romanlarımızla sözlü kültürün ürünleri arasındaki bağlara dikkat çeker. Dino'nun da andığı "İlk Romanlarımız" adlı makalesinde," Her milletin edebiyatında modern roman yeni sosyal şartların bir mahsulü olmakla beraber eski tecrübelerini de topyekun inkar etmiş değildir." diyen Boratav, birkaç yıl sonra yayımladığı bir makalesinde de Tanzimat sonrasının ilk anlatılarını "eski Türk hikayeciliğinin üzerine Avrupa roman sanatının aşılanmasıyla" meydana geldiğini ve "Tanzimat sonrası hikayeciliğinin ilk eserlerinde halk hikayeciliğin belli izlerini" bulabileceğimizi söyler. Ona göre özellikle "modern Türk romancılığının babası olan Ahmet Midhat Efendi'nin eserleriyle eski hikayemiz, bu arada halk hikayelerimiz birbirine çok yakın dururlar." Boratav bu benzerliğe en çarpıcı örnek olarak halk hikayesi motifleriyle bezenmiş Hasan Mellah romanını gösterir.

Tabi bu konuda Siyavuşgil ve Boratav'dan da önce anılması gereken isim Mustafa Nihat Özön'dür. Roman türünün Türkçedeki macerasını ortaya çıkarmak niyetiyle giriştiği yarım kalmış projesinin ilk kısmını Türkçede Roman adıyla yayımlayan Özön, işe geleneksel hikayelerin bizdeki ilk roman örneklerine sızdığını söylemekle başlar: " Eski edebiyatımızda bir hikaye çeşidi vardır. Bu hikaye, Tanzimat'tan sonra devam ettiği gibi, Batı eserlerini taklit ederek oluşmaya başlayan yeni biçim hikayelerde de onların bazı karakterleri devam etmiştir." Ancak bu konuda konuşabilmek için önce eski hikayelerimiz hakkında kapsamlı bilgiye ihtiyaç vardır. Çalışmasına başladığı yıllarda bu alanda tek bir eser bile olmadığından yakınan Özön, Türkçede Roman kitabıyla bu eksiği gidermek istemiştir.

Kendisinden önce Özön, Boratav ve Siyavuşgil'in dile getirdiği bu konuyu ilk defa Güzin Dino kapsamlı bir araştırmayla, metin üzerinden örnekleyerek ortaya koymuştur. Daha sonra, halk hikayeleri üzerine incelemeler görece olarak artsa bile bu tarz karşılaştırmalı araştırmalara fazlaca girişilmemiştir. Bu alandaki son önemli çalışma olarak Gonca Gökalp Alpaslan'ın 2002'de yayımlanan XIX. Yüzyıl YazılıAnlatılarında Sözlü Kültür Etkileri adlı kitabını anmak gerekir. Bugüne kadar sadece bazı makalelerde ve edebiyat tarihlerinde sözü edilen Türk romanının halk hikayeleri ve sözlü kültürden nasıl etkilendiği konusu Dino'dan sonra ilk defa bu kadar kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.

Özetle, Kahraman'ın da söylediği gibi, Güzin Dino'nun Türk Romanının Doğuşu adlı kitabının Türk romanının kökenine dair önemli, bilimsel bir araştırma olduğu konusunda hiç şüphe yoktur. Bazı makalelerde sözü edilen eksikleri bu gerçeği değiştirmez. Değişmesi gereken, İntibah Hanım arasında benzerliklere ilk dikkat çekenin ve Türk romanının doğuşunda "Fransız romanının tesirine mutlak olarak itiraz eden ilk, belki tek araştırmacı"nın Güzin Dino olduğu bilgisidir.

Varlık Dergisi- Ağustos 2005- Sayfa -60-61-62
idefix'te     ya da HAVALE ile alışveriş yapabilirsiniz.

Lütfen kendinizi tanıtın.
E-Posta
Şifre
 
Şifremi unuttum 

» Üye olmak istiyorum
« Kapat