Türk edebiyatının tarihi bugünedek yazıldı mı? Edebiyat Fakültesi mezunu olmadığım için bunu pek iyi bilemiyorum. Ama görebildiğim kadarıyla, böyle bir tarihten yoksunuz. Liselerimizde okutulan ders kitaplarının, belirli bir görüşün etkisinde yazıldığı ve eğitim programlarını hazırlayanların görüşlerine uygun olarak hazırlandığı, bu nedenle de gerçek bir edebiyat tarih olamayacağı gün gibi açıktır. Rahmetli Ağâh Sırrı Levend, gerçek bir edebiyat tarihi yazılması yolundaki çalışmalarını tamamlamadan ayrıldı aramızdan. Sekiz dokuz cilt tutacak yapıtının ancak birinci cildini yayımlama olanağı bulabilmişti.
Ders kitapları dışında da, öğrencilere yardımcı kitap olarak edebiyat tarihleri yazılmış ve bastırılmıştır. Sanıyorum ki, sözünü edeceğimiz Türk Edebiyatı Tarihi de bunlardan biridir. Seyit Kemal Karaalioğlu'nun dördüncü cildini yayımladığı bu Edebiyat Tarihi'nin ilk üç cildini incelemiş değilim. Bazım ilgilerim nedeniyle dördüncü cildi inceledim ve sonunda ortaya çıkan görüşlerimi belirtmek istedim.
İncelemede, derinlemesine gitmeye gerek kalmadan belirtilmesi gereken bir durum hemen karşıma çıkmıştır: Yöntemsizlik ve bilimsellikten uzaklık. Bildiğim kadarıyla, her hususta yöntemler geliştirilmiş ve bu yöntemlere göre araştırma ve incelme yapılması, vargılara da bu yöntem ya da yöntemlerin ışığında ulaşması yeğlenmiştir. Kaldı ki, bu bir zorunluluktur da. Karaalioğlu'nun bu kitabında, herkesce kabul edilen yöntemin dışında bir yöntem uygulanmıştır diyebilirim: alıntıcılık. Bu alıntıların ölçüsü, altıntılanan yazının (ya da bilginin) yazarın öznel tutumuna göre değişmektedir. Bu alıntı bir cümle olabilir, bir paragraf ya da daha uzun bir bölüm olabilir. Alıntının sonunda da onları yazanın adı anılır. Ama, o alıntının nereden, yazarın hangi yazısından ya da kitabından yapıldığını anlayamaz ve bilemezsiniz. Sözgelişi, kitabın giriş bölümündeki onuncu sayfadaki alıntıları alalım buraya:
“Anadolu ekolü, bütün edebiyat türlerinde kendisini belli etmektedir. Şiirde Cahit Külebi, modern düşüncelidir. Romanda Yaşar Kemal ön plandadır. Armand Gaspard. Türkiye'de dünden bugüne ne değişti - diye sorarız. Ben bugün bir tanesini söyleyeyim: Türkiye'de edebiyatçı dediğimiz adam değişti. Nasıldı dünkü edebiyatçı? Meselâ bir Abdülhak Hâmid var. Londra salonlarının fesli diplomatı. Osmanlı Aristokrasisinin şair-i âzâmı. Aldım Yaşar Kemal'i, Abdülhak Hâmit'in yanına koydum. Yaşar Kemal, Anadolu toprağının bir parçası. Bu ikisi arasındaki fark, Türkiye'nin nereden gelip nereye gittiğini en kör gözlere bile sokacak kadar büyüktür. / İlhan Selçuk.”
Şu kısa alıntıdan, iki yazardan alınmış cümleler görülüyor. Ama yukarıda da belirtildiği gibi, Gaspard'ın cümleleri nereden, Selçuk'unkiler nereden alınmıştır. Ne dipnot var ne de kitabın sonunda yer alan “yararlanılan kaynaklar” bölümünde bir işaret.
Peki nedir bu anlayış? Bilimsellik, bilimden yanalık bu mu?
Sanıyorum ki Edebiyat Fakültemizde “edebiyat tarihinde yöntem” öğretilmektedir. Gene sanıyorum ki bu yöntem konusunu inceleyip irdeleyen kitaplarda vardır yazılar da. Rahmetli Levend, Türk Edebiyatı Tarihi'nin giriş cildinde, bu yöntem konusunda kısaca değinmiş ve özetle şunları söylemiştir edebiyat tarihçisinin görevleriyle ilgili olarak:
Yargılarını, bir çok örnekleri karşılaştırarak elde edeceği kanıtlara göre verecek, kanıtlara dayanmayan yargılardan kaçınacaktır;
Kendi zevkini ve düşüncelerini gerçek birer ölçü olarak kullanmayacaktır;
Daha önce verilmiş yargılara bağlanıp kalmayacak, ama bunları dikkatle okuyacak, kendi yargılarını başkalarının yargılarıyla karşılaştırıp denetleyecektir;
İvedilikle varılmış yargılar insanı vakitsiz ve yersiz “sentez”e götüreceğinden, bundan kaçınacaktır;
Geçmişteki eserler için tarihsel zevkini kullanacak, yani eserleri yazıldıkları devrin sanat ölçüsüyle yargılayacak, kendi devrinin değer ölçüsünü kullanmayacaktır.” (s. 14-15)
Burada özetlenen noktalar üzerinde durup tartışmaya girişmenin bir anlamı yoktur. Yapılan alıntıların böylece bırakıp bir birleşime varmamak ve bunu okura bırakmak; sonra da kaynakları göstermeyerek bunları kaynaktan inceleyebilme olanağını okurun elinden almak ve belki de okurun hazıra konmasını önleme gibi gereksiz bir düşünceden yola çıkarak kaynakları açıklamamak bilimsellikle bağdaşabilir mi? Alıntılanan cümlenin ya da paragrafın üstünde ve altında ne denildiğini bilmek ve bunun için de asıl kaynağı görmek okurun hakkı değil midir?
Karaalioğlu, bu ciltte tümüyle öznel bir yöntem kullanmıştır. Bu ciltte ele alıp değerlendirmeye çalıştığı sanatçılarımıza ayrılan yerin azlığı ve çokluğu bile öznel bir davranışı göstermektedir:
Şimdi önce şu ad listesine bakalım. Selim Sırrı Tarcan'ı edebiyatçı olarak bilen var mı? Yunus Nadi iyi bir gazetecidir. Adnan Adıvar bir araştırmacı. Halikarnas Balıkçısı ne kadar ünlü olursa olsun. Halide Edip Adıvar'a 62 sayfa, Esendal'a 32 sayfa ayrıldığına göre, 140 sayfa içinde ele alınır mı? Kimin hakkında bol alıntı olanağı varsa ve fotoğrafları bulunduysa ona geniş yer vermek edebiyat tarihçiliğiyle (nesnel anlamda elbette) bağdaştırılabilir mi?
Karaalioğlu, kitabına aldığı sanatçılarımızın fotoğraflarına yer verdiği gibi yazarlarla edebiyat ve edebiyat tarihiyle ilgili olmayan fotoğraflara da yer verilmiştir. Bu yüzden de “resimli motifli” edebiyat tarihi olmuştur gerçekten. Bana kalısa, fotoğrafların gereksiz olanlarını çıkarmak, ama doğru bilgileri vermek gerekirdi. Üzerinde durarak incelediğim Memduh Şevket Esendal ile ilgili bilgilerde bazı hataları belirtmekle yetineceğim:
İlkin, bütün kitaplarda yanlış olan bir konuyu bir kez daha belirteyim. Esendal, Rusya'da görev yaomamıştır. Bu konuda, Yazko Somut'da yayımlanan yazıya bakılabilir.
Esendal sağlığında yayımladığı iki öykü kitabına 48 değil (s.608) 50 öyküsünü almıştı. Bu yanlış yinelenmiştir kitapta (s.624)
Esendal'ın öykü yazmağa başlaması 1916 yılın değil (s. 609) daha eskilere dayanmakta ve ilk yayımlanan öyküsünün yayım tarihi bile 1911 tarihini taşımaktadır. Yazko Somut dergisindeki yazımıza bakılabilir bu konuda da.
Bazı öykülerinin adı yanlış dizilmiştir. Bir edebiyat tarihi için bunların doğru yayımı gerekirdi: “Güvenli Hacı” (680) değil, “Gevenli Hacı”; “Taş Hayvan” değil (613) “Taş Havan”.
Tiyatro oyunları yazmadığı anlaşılmaktadır. Kitapta bu yolda yer alan bilgi de yanlıştır (s. 624).
Dr. Mustafa Şerif Onaran'ın Türk Dili dergisinde yayımlanan (sayı: 286) yazısından sözkonusu edilen Melik Tavuz adlı romandan sözedilmemiştir.
Esendal ile ilgili bu yanlış bilgiler gibi öbür yazarlar ve ozanlarla ilgili bilgilerde de hata ve noksanlıklar bulunabilir. Ama, bir örneklemeyi yeterli buluyoruz.
Sonuç olarak diyebilirim ki, Karaalioğlu'nun Türk Edebiyatı Tarihi, alıntıya yarayacak gereç bulunabildiğince kısa ya da uzun tutularak hazırlanmış; kaynakları gösterilmeden yapılan alıntıların birbiri ardına eklenmesiyle oluşturulmuş, bilimsel anlayıştan uzak bir yapıttır.
Agâh Sırrı Levend, Türk Edebiyatı Tarihi, I. Cilt, Giriş Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankra 1973, 666 sayfa, ederi 130 lisra
Seyit Kemal Karaalioğlu, Resimli Motifli Türk Edebiyatı 4. cilt Cumhuriyetten Günümüze, İnkılap ve Aka Kitabevleri T.A.Ş. İstanbul 1982, 797 sayfa, ederi 900 lisra
Levend'in andığımız kitabın 94 ve sonraki sayfalarında, yöntemle ilgili bir çok kitap ya da yazı adı bulunmaktadır. İlgilenenler bu kaynağa başvurabilirler. Burada adlarını anmak bir hayli yer tutacaktır.
Muzaffer Uyguner, “Esendal Hakkında Yanlış Bildiklerimiz ve Bilmediklerimiz I” Yazko Somut, 29 Temmuz 1983, sayı: 52/26 sayfa: 9.
Muzaffer Uyguner, “Esendal Hakkında Yanlış Bildiklerimiz ve Bilmediklerimiz II” Yazko Somut, 5 Ağustos 1983, sayı: 53/27 sayfa: 9.
Yazko Edebiyat Dergisi - Sayı: 36 Ekim 1983, Sayfa: 108-109-110-111