22 Kasım 2008 Cumartesi

Üye Girişi





< Geri

Kurtuluş Savaşı Sonrasında Türk Romanında Aydın

Ertuğrul Özkök

Ekim ayı içinde ölen Raymond Aron'un arkasından çıkan yazılarda kendisine birçok sıfat atfedildi. Kimine göre, sağcı düşünür, kimine göre toplumbilimci, kimine göre gazeteciliği ağır basan bir siyaset bilinci, kimine göre gazeteciliği ağır basan bir siyaset bilimcisi, kimine göre felsefeci. Fransa'da, “Raymond Aron'la haklı çıkmaktansa, sartre'la yanılmayı yeğlerim” gibisinden bir değişe yol açacak kadar tartışmalara neden olan aron için hemeln tüm çevrelerin kullandığı tek ortak sıfat belki de ayrıldı.

Aydın olmak için bazı insanların belki de en kolay ayırt edebilen özelliğidir. Toplumların çok önemli anlarında alınan bir tavır, zaman zaman toplumun yığınlaşan bilincine karşı özgür kişi bilincini dikivermek aydın olmak için yeterli ölçütleridir. Ancak bütün bunlara karşılık aydın kişiyi, tanımlamak, hele hele onu tipleştirmek sanıldığından çok daha güçtür. Cemil Meriç, Mağaradakiler adlı deneme kitabının 70 sayfasını aramaya ayırmıştır. Ancak o da sonunda gele gele bir tek ortak özelliğe ulaşmıştır. Eleştirel tavır.

Kurtuluş Savaşı sonrasında Türk romanında aydın imgesi başlıklı bir konuyu işlemenin en zor tarafı işte yukarda saydığım bu kavram belirsizliğinden kaynaklanmaktadır. Çünkü bu karışıklık önümüze bir yöntem sorunu dikmektedir: Romanda kimi aydın tipi olarak kabul edip onun üzerinde çalışacağız?

Aydın tipinin belirsizliği bunların kronolojik bir sıra içinde ya da belli ortak özellikle çerçevesinde gruplaştırılmasını da zorlaştırmaktadır. Böyle bir girişim ise bizi her şeyden önce üzerine eğileceğimiz aydın tipinin toplumsal ve tarihsel karşılığını aramaya yönelecektir ki bu da edebiyat kuramının en tartışmalı konularından biridir. Romandaki tipin mutlaka toplumsa/tarihsel bir karşılığını olmak zorunda mıdır?

Ancak kanımca romanı tarihsel/ toplumsa bir çerçeveye oturtmak en azından bunun yazılışına egemen olan zihniyet'in ortaya konması açısından önem taşımaktadır. Bu da bir edebiyat metninin anlaşılması bakımından önemlidir. Bir öteki zorluk da böyle kısa bir yazıda tüm romanları kapsayan bir yaklaşımın olanaksızlığıdır. Bu nedenle ancak belli örnekler üzerinde uzlaşma olanağı vardır.

İlk bakışta Türk romanında aydın imgesinin gelişmesi için izlenebilecek en iyi kronolojik çizginin Fethi Naci'nin ‘Türkiye Roman ve Toplumsal Değişme' adlı kitabında yaptığı ayrımlama olduğu kabul edilebilir. Fethi Naci, romanımızın Kurtuluş Savaşı sonrasında geçirdiği değişmeyi şu ana başlıklar altında incenler: Cumhuriyetimizin ilk yılları demokrasinin gelişi ve gidişi ve 27 Mayıs, 12 Mart Olayı ve kronolojik bir çizgiye oturtmamakla birlikte, Kurtuluş Savaşı sonrasını ilgilendirdiği için, köy romanları, işçi sınıfı ve romanlarımız, romanlarımızda küçük burjuvalar adlı üç ayrı bölüme daha yer verir.

Görüldüğü gibi bu dönemler aynı zamanda aydın kimliğini yakından ilgilendiren tüm değişkenleri de içinde barınmaktadır. Tabi burada söz konusu olan tarih romanının geçtiği dönemle ilgilidir.

1. Cumhuriyetin İlk Yılları Ve Tek Parti Dönemi Romanı

Türk romanında aydın kimliği içinde bulunduğu toplumun değerleri ile çatışan, daha çok olumsuz bir tiptir. Bu tip bir anlamda Kurtuluş Savaşı öncesi romanındaki alafranga züppe tipinin yerini almıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında bu kimliğin en önemli temsilcisi Yakup Kadri Karaosmanoğlu‘nun Yaban adlı romanındaki Ahmet Celal tiptir. Kuşkusuz Ahmet, Celal, Tanzimat sonrası dönemdeki batılılaşmanın eleştirisinde en büyük araçlardan biri olan alfranga züppe tipinin komikliği taşımaz. Ancak onunla ortak olan yanı toplumsal eleştiride bir tür “günah teknesi” işlevi yüklenmiş olmasıdır.

Ahmet Celal'ın içine düştüğü durum onu yalnız başına yürünecek bir yola sürükler.Giriştiği toplumsal uğraş sonunda kendini yalnız başına yürünecek bir yol ayırımında bulan aydın tiplerinden biri de Reşat Nuri Günktekin'in Yeşil Gece adlı romanı kahramanı Şahin'dir. Ancak, Şahin bir aydından ara- aydın olarak nitelendirebilecek bir kimliğe sahiptir. Ahmet Cemal'in aksine odaha çok bir eylem insanıdır. Bir din adamı olmak için girdiği medreseden ayrılıp öğretmen okuluna gider. Kurada kendisine düşen İstanbul'a değil, bir Anadolu ilçesine gitmesini ister. Ancak onun da toplumu değiştirmek için giriştiği mücadele bir tür bozgunla sona erer. Kurtuluş Savaşı'nın hemen bitiminde kendini bir yol ayırımında bulur. Yollardan biri Anadolu'nun merkezine doğru gider. Kurtuluş oradadır. Yeni Cumhuriyetin yeni merkezinde.

Cumhuriyet ilk yıllarının aydınına yöneltilen başka eleştiri ise ittihat ve Terakki döneminde beliren radikalizminin yoğunluğunu kaybetmesidir. Bunun en çarpıcı örneğini, Kemal Tahir'in, aslında İttihat ve Terakki dönemini anlatan Kurt Kanunu adlı romanında görürüz. Tabi, Kemal Tahir'in eylemci kahramanlarına aydın demek biraz zorlama, bir yaklaşım olarak kabul edilebilir. Ancak bu dönemler için aydın tanımının sınırlarını biraz geniş tutmak gerektiği inancındayım.

2. Çok Partili Döneme Geçiş Ve 27 Mayıs Romanı

Cumhuriyetin ilk yılları ile ilgili bu aydın kimliğine yöneliş daha sonraki yıllarda yoğunluğunu kaybeder. Türk romanının günümüzdeki aydın kimliğine yönelişi ise çok partili döneme geçiş ve daha çok Demokrat Parti iktidarını anlatan romanlarla ortaya çıkacaktır. Büyük bir çoğunluğu 1960 sonrası yazılan bu romanlarda Türk aydınının daha sonraki yıllarda tartışacağı konular ve alacağı kimliğin kaynaklarının arandığını görürüz. Bu açıdan bakıldığında 1950-60 arasını konu alan iki romanın ön plana çıktığını görürüz. Bunlardan biri Vedat Türkali'nin Bir Gün Tek Başına adlı, romanıdır.Bir Gün Tek Başına, Dünyaya umutsuzca bakan aydın imgesinin dönemsel olarak belki de ilk kez ortaya çıkışıdır. Atilla İlhan ise Bıçağın Ucu adlı, romanında 27 Mayıs öncesinde Türk solunun genel bir görünümünü ve özel olarak da bu dönemin solcu aydınının kimliğini vermeye çalışır. Bu çerçeve içinde o dönem aydınını ilgilendiren CHP, sol örgütler, Atatürkçülük, laiklik gibi konular eleştirel bir gözle ele alınır.

3. 1960 Sonrası Türk Romanı

Türk romanında aydın tipinin dikey ve yatay doğrultuda irdelenmesi gerçeşk anlamda 1960 sonrasında başlar. Kuşkusuz bu dönemi kesintisiz bir bütün olarak ele almak olanağı yoktur. Örneğin bu süreç içinde 12 Mart önemli bir kopukluk ortaya çıkarır.

1960 sonrasında Türk romanında aydın imgesinin çizilmesi büyük karşıtlıkları barındıran bir görünüm çıkarır önümüze. Bir yandan aydın kimliğinin sosyal psikolojik çehresine yönelik belirginlik kazanırken, bir yandan da bu dönemlerin siyasal gelişmesine koşut olarak şematik olarak sol aydın kimliği ortaya çıkar.

Kanımca bu dönem romanında aydın kimliğinin ortaya çıkışında iki etken rol oynamıştır. Bunlardan biri1961 Anayasası'nın özgürlükler içinde sol düşüncenin gelişmesi, Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşu ve onu izleyen dönemde solun kendi içinde bölünüşü sürecinin başlamasıdır. Öteki ise özellikle 1960-70 arasında varoluşçuluğun Türk aydınları üzerindeki etkisidir.Yön, Sosyal Adelet..gibi dergileri aydın üzerinde etkili olduğu bu dönemde roman önce köy sorunları üzerine eğilir. Köy romanı konusunda bir tür patlamaya tanık olunur. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Fakir Bayburt gibi yazarlar Feodalizm kol gezdiği bir köy görünümü çizerler. İşçi kesiminin siyasal görünümü ile romana yansıması ise daha sonralara rastlar. Romanın bu kanadının henüz derinlemesine bir aydın sorunsalı yoktur.

Romanda aydın kimliğe asıl yöneliş ise bireyin keşfi ile başlar. Bu bağlamda aydın kimliği sosyal psikolojik sorunlarıyla daha net bir görünüm kazanır. Aydının en büyük sorunu olan iletişimsizlik ve yalnızlık ilk kez bu dönemde açık biçimde sorgulanır.

Bireyin keşfi aynı zamanda Küçük burjuva aydın kimliğinin de ortaya çıkışıdır. Türk romanının bundan sonraki gelişiminde aydın imgesi ya bu aydın tipinin radikal bir eleştirisi ya da bu aydının sorunlarının içinden yaşayarak betimlenmesi biçiminde gelişecektir.

Bu bağlamda Ferit Edgü'nün Kimse ve O adlı romanında özel bir yere sahip kabul edilmelidir. Bu iki roman, konusu itibariyle bir köy romanı kabul edilebilirse de, işlediği kişiler bakımından bireyin keşfi olarak adlandırdığımız yöneliş içinde ele alınması daha doğrudur. Burarda öğretmen kimliği altında önümüze çıkan aydın aslında kent içindeki sorunlarını da beraberinde taşır. Bunlar iletişimsizlik ve yalnızlıktır.

Büyük kent aydınının en vurucu imgesi Yusuf Atılgan'nın Aylak Adam ve Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar Adlı romanlarında gözlenir. Bu romanlarda yaşadıkları toplum içinde kendilerine adacıklar kuran aydın kişilerin arayışları sorgulanır. Ancak burada adacıklar derken bu kişiliklerin toplumsal gelişmeden ve dış çevreden tamamıyla kopuk olduğunu söylemek istemiyorum. Tam aksine bu kişilikler Türk toplumunun önemli bir geçiş döneminin ortaya çıkardığı kişiliklerdir.Demir Özlü bu geçiş döneminde, varoluşçulukla yeni sol hareket arasında sıkışıp kalmış bir aydın tipini başarılı bir biçimde gözler önüne serer. Bir Uzun Sonbahar adlı romanının kahramanı .özellikle İstanbul'da bu metamorfozu yaşayan aydınının güzel bir örneğidir. Bu yoldan sol geçen aydınların sayısının az olmadığı düşünülürse, bu romanda çizilen kimliğin aslında toplumsal değişmeden çok bağımsız olmadığı anlaşılır. Ayrıca gerek Tutunamayanlar'da gerek Bir Uzun Bir sonbaharda o dönemin dış çevreleri ve olayları mekan ve tarih bağlantısını kurar.TİP'in kuruluş dönemi sancıları, gençlik eğlenmeleri, solun bölünüşünü dış mekanın önemli öğeleridir. Kitapları daha sonraki dönemlerde yayınlanmaya başlayan Selim İleri ise çok iyi tanıdığı dar bir aydın çevresinde hareketle kurar dünyasını. Fethi Naci'nin değişiyle bu küçük oba aslında Türkiye'de büyük kent aydınının bir bölümünün sorunlarını yetkin bir biçimde dile getirir. Bu bakımdan Her Gece Bodrum, Ölüm İlişkileri, Cehennem Kraliçesi, Bir Akşam Alacası belli bir aydın kimliği çıkarır karşımıza. Güven Turan'ın Dalya romanı da bu çerçeve içine sokulabilir. Bu arada iletişimsiz ve yalnızlık yanında bu aydın kesiminin cinsel sorunları da ortaya koyulur Sevgi Soysal'ın Yenişehirde Bir Öğle Vakti adlı romanı ise aydın kimliğinin Ankara'daki görünümünü verir. Bu romanın ötekilerden farklı yanı, konusunun yalnızca aydınlar olmayışıdır. Aydınlar kentin öteki insanları arasına serpiştirilmiştir.

12 Mart olayı, toplumumuz içinde belki de en çok aydını ilgilendirmiştir. Bu dönem romanlarında daha çok kendine devrimci diyen radikal bir aydının kimliği çizilir. Adalet Ağaoğlu'nun Bir Düğün Gecesi ve Pınar Kür'ün Yarın Yarın adlı romanları bunun örneklerindendir. Selim İleri'nin biraz önce sözünü ettiğim romanlarında da zaman zaman bu eleştiri gündeme gelir.

Kısaca özetlemek gerekirse, Kurtuluş Savaşı sonrası romanında aydın kimliği daha çok eleştirel bir optikten görülmüştür. Bu bakış içinde olumlanan aydın kimliği kendine ancak göreceli bir yer bulabilmiş, aydın büyük toplumsal dönüşüler ve sıkıntılı dönemleri içinde bir tür günah tekesi işlevi görmüştür.

Hürriyet Gösteri, Ocak 1984, Sayı: 38, Sayfa: 52-53-54
idefix'te     ya da HAVALE ile alışveriş yapabilirsiniz.

Lütfen kendinizi tanıtın.
E-Posta
Şifre
 
Şifremi unuttum 

» Üye olmak istiyorum
« Kapat