22 Kasım 2008 Cumartesi

Üye Girişi





< Geri

Orhan Pamuk'a yönelik intihal (aşırma) iddialarını anımsayalım

Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen Orhan Pamuk son günlerde televizyonlarda konuşuyor, gazetelere demeçler veriyor. Bu söyleşileri yapanlar acaba O'na yönelik intihalcilik (aşırma) suçlamalarını niye dile getirmiyorlar. Bir yazar için en ağır suçlama herhalde intihalciliktir. Nobel'e aday gösterilen bir yazar, hakkındaki intihalcilik suçlamalarına tatmin edici bir yanıt verememişti.

Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer'in, Yardımcı Doçent Yahya Fidan ile birlikte yazdığı "İşletme Yönetimi" adlı kitabında "intihal" yaptığı belirlendi ve YÖK Ömer Dinçer'in akademik ünvanlarını geri alıyor ve bir daha öğretim üyeliği yapmasını engelliyor. Peki, Orhan Pamuk'un intihaline kim ne ceza verebilecek?

Önce "intihal"in ne olduğunu belirtelim. Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük adlı kitabında, intihalin tanıtımı şöyle yapılıyor: İntihal, Arapça kökenli bir sözcük. Anlamı, "aşırma"... Orhan Pamuk ile ilgili "intihal" yani "aşırma" suçlamasının ne olduğuna bakalım... 26 Mayıs 2002 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Murat Bardakçı imzası ile yayımlanan "Niyetim, Orhan Pamuk'un Türk Edebiyatı'ndaki yerini tartışmak değil" başlıklı yazısını yeniden okuyalım ve intihal iddialarını anımsayalım istedim.

Murat Bardakçı'nın 26 Mayıs 2002 tarihli yazısından, ilgili bölümler aynen;

"Orhan Pamuk'un sadece beni değil, benim gibi onbinlerce kişiyi tarihe aşık eden Reşad Ekrem Koçu'yu, yani İstanbul'un yetiştirdiği büyük bir ismi karalamasını hazmedemediğim için yazıyorum: Birileri, artık hayatta olmayan önemli isimleri töhmet altında bırakmadan önce kendi yazdıklarının ve geçmişteki intihallerinin değerlendirmesini yapmak zorundadırlar! Orhan Pamuk, gündemde kalmayı gene başardı: Bu defa Reşad Ekrem Koçu'yu vasıta yaptı, ''National Geographic-Türkiye'' dergisinde çıkan ''Şehrin Ruhu'', başlıklı yazısında Koçu'nun sefahate düşkün bir eşcinsel olduğunu, yayınladığı İstanbul Ansiklopedisi'nin bu yüzden yarım kaldığını ve İstanbul'a ait bilgileri daha da karıştırdığını söyledi.

İstanbul gibi rengárenk bir şehir, bence Pamuk'un yazısından daha ruhsuz bir üslupla ve daha soğuk bir şekilde anlatılamazdı. Ama sayfaların arasına neyse ki Ara Güler'in fotoğrafları serpiştirilmişti de, sözü edilen şehrin İstanbul olduğunu anlayabiliyordunuz. Bu işin bir tarafı. Diğer yanda ise, Pamuk'un Reşad Ekrem hakkında kullandığı sözler var: Reşad Ekrem'in eşcinselliği, ''içki masası dostlukları'' ve yine Pamuk'un tabiriyle ''çıplak ayaklı güzel oğlanlara'' olan tutkuları...

Saklamaya gerek yok: Reşad Ekrem eşcinseldi; eskilerin ''cemál áşığı'' dedikleri ve yakışıklı delikanlıları ''seyretmekten'' haz duyan gruba mensuptu. Bunu, Reşad Ekrem'i tanımış olan herkes bilir. Benim anlamadığım, Reşad Ekrem'in bu tercihiyle yazdıkları arasında bağlantı kurulması... Ve, en önemlisi: Reşad Ekrem, hiçbir zaman intihalci olmadı. Başkalarının konularını yahut kahramanlarını, meselá Fuad Carım'ın ''Kanuni Devrinde İstanbul''unun bir bölümünü alıp kendi imzasıyla ve ''Beyaz Kale'' adıyla yayınlamadı.

Bu ''intihal'' meselesinin ayrıntılarını yandaki kutularda veriyorum ama zamane yazarlarına da bir hususu hatırlatmadan edemeyeceğim: Buyurun, 'Benim Adım Kırmızı'yı tartışalım. Elimde, Amerika'nın önde gelen yazarlarından biri olan Norman Mailer'in bir romanı var: ''Ancient Evenings''. Eski Mısır'da başlayan bir öykü; cinayetlerle, didişmelerle, bir başka dünya tartışmalarıyla dolu gerilimli bir kitap.

Yorum yapmayacak ama kitapların yalnızca arka kapaklarını okumakla yetinen ve sadece kendi çevrelerinden olan yazarları göklere çıkartan edebiyat eleştirmenlerimizden ufak bir ricada bulunacağım:

Hiç olmazsa şimdi, oturup bir kitabın tamamını okuma zahmetine katlanın; ''Ancient Evenings''i bulup gözden geçirin, İngilizceniz yoksa birilerine en azından girişini tercüme ettirin ve Norman Mailer'in ''Ancient Evenings''i ile Orhan Pamuk'un ''Benim Adım Kırmızı''sı arasında bir benzerlik olup olmadığı konusunda bendenizi aydınlatıverin...

İşte, intihalin suçüstü belgesi...
Aşağıdaki iki sütunda karşılıklı olarak yeralan cümleleri okuyup aralarındaki benzerliklerin, daha doğrusu "aynıyetin" nasıl yorumlanması gerektiğine siz karar verin. Ben bu işe ''intihal'' diyorum, bakalım siz ne diyeceksiniz...

Bu intihal konusunu yazmamın sebebi, Orhan Pamuk'a karşı ''Reşad Ekrem'in hatırasına saygısızlık ettin ama sen de başkasının eserini intihal etmiştin'' gibisinden ucuz ve basit bir karalamaya girişmek değil. Sadece, birilerinin, şimdi hayatta olmayan önemli isimleri töhmet altında bırakmadan önce kendi yazdıklarının bir değerlendirmesini yapmalarını istiyorum, o kadar... Sözü hiç uzatmadan, açıkça söyleyeyim: Orhan Pamuk, intihalcidir! Fuad Carım'ın ''Kanuni Devrinde İstanbul'' isimli eserinin birçok bölümünü intihal etmiş ve ''Beyaz Kale'' adındaki romanın temelini Carım'ın bu kitabı üzerine kurmuştur. Hem de bazı cümleleri neredeyse aynen alarak...

Bu intihal konusunu bundan birkaç sene önce de gündeme getirmiş ama ''Modern edebiyatta böyle şeyler olur'' gibisinden abuk subuk bir cevap almıştım. Üstelik, Beyaz Kale'nin sonundaki ''kaynaklar'' listesinde Carım'ın eseri yoktu ve Fuad Carım'ın adı ''kaynaklar''a ancak benim yazımdan sonra, kitabın sonraki baskılarında görünmüştü. İşte, Pedro de Urdemalas'ın Beyaz Kale'ye küçük farklarla giren bazı cümleleri... Pedro'nun sözlerini Fuad Carım çevirisinin Güncel Yayıncılık'tan ''Pedro'nun Zorunlu İstanbul Seyahati'' adıyla çıkan ikinci, Orhan Pamuk'un cümlelerini de ''Beyaz Kale''nin 11. baskısından naklediyor ve sayfalarını da gösteriyorum...

Orijinali:
''Cenova'dan Napoli'ye giderken, hareketimizi haber alarak Ponz Adaları'nda bekleyen Türk donanmasının hücümuna uğradık'' (Carım, 11) İntihali:
''Venedik'ten Napoli'ye gidiyorduk, Türk gemileri yolumuzu kesti'' (Pamuk, 11)

Orijinali:
''Gene esir düşebiliriz korkusuyla, kürekçileri sıkıştırmaktan vazgeçtiler. ...Esir düşerlerse şikáyet göreni feci şekilde cezalandırırlar, hatta yokederler'' (Carım, 12) İntihali:
''Esir düşerse cezalandırılmaktan korkan kaptanımız, kürek kölelerini şiddetle kırbaçlatmak için bir türlü emir veremiyordu'' (Pamuk,11)

Orijinali:
''Rampacılar gemiye daldılar ve herkesi çırılçıplak ettiler. Beni tepeden tırnağa soymadılar, sırtımdakiler, onların hoşlanmadıkları ve beğenmedikleri şeylerdi'' (Carım, 13) İntihali:
-''Rampacılar gemimize ayak basarlarken kitaplarımı sandığıma koyup dışarı çıktım. ...Dışarıda herkesi toplamışlar, çırılçıplak soyuyorlardı. ... Önce bana ilişmediler'' (Pamuk, 14)

Orijinali:
''...Láfa, sözü geçen kaptanlardan Durmuş Reis karıştı. Cenevizli dönme Durmuş Reis, 'İdrar ve nabız hekimidir, cerrahtan daha faydalıdır' dedi. Kürekten, işte bu suretle kurtuldum'' (Carım, 13) İntihali:
''Reis sordu: İdrardan ve nabızdan anlıyor muydum hiç? Anladığımı söyleyince hem küreğe verilmekten kurtuldum, hem de bir iki kitabımı kurtarmış oldum'' (Pamuk, 14)

Orijinali:
''En üste, Muhammed'in sancaklarını astılar; bunların altına bizden aldıkları bayrakları, haçları ve Meryem Anamız'ın tasvirlerini astılar. Külhanbeyler, başaşağı asılan bu haçlarla tasvirleri, bir ok yağmuruna tuttular'' (Carım, 18) İntihali:
''Bütün direklerin tepesine sancaklar çektiler, altlarına da bizim bayrakları. Meryem Ana tasvirlerini, haçlarını tersinden asıp külhanbeylerine aşağıdan oklattılar'' (Pamuk, 15)

Orijinali:
''İşi çaktım ve bir kaşık isteyerek gözü önünde üç kere doldurup içtikten sonra ...beş hap gerekirken altı tane yaptım. Altısını da kendisine verdikten sonra, bir tanesini isteyip yuttum'' (Carım, 22) İntihali:
''Paşa zehirlenmekten korktuğu için göstererek şuruptan bir yudum içip haplardan bir tane yuttum'' (Pamuk, 17)

Bir okur olarak, titiz çalışması dolayısıyla Murat Bardakçı'ya ne kadar teşekkür etsek azdır.
Bu arada merak ettiğim için soruyorum:
-Acaba, Orhan Pamuk'u Nobel Edebiyat Ödülü'ne kimler aday gösterdi?
-Pamuk'u aday gösterenler ve değerlendirmeyi yapan Jüri, bu "intihal-aşırma" iddialarından haberdar değiller miydi?
-İntihal yani aşırma iddiaları araştırıldı mı?

İdris ADİL






İntihal üstü intihal

Murat Bardakçı, Orhan Pamuk'un Beyaz Kale'sinin intihal olduğunu yazdı ama bunu ilk kez Yeni Şafak'ın ortaya çıkardığını yazısına eklemeyi unuttu! Beyaz Kale'nin intihal olduğu iddiası karşılaştırmalı alıntılarla ilk kez 31 Ocak 1995 tarihli Yeni Şafak gazetesinin kültür sayfasında "Pamuk nereden koşuyor?" başlığıyla yayınlanmıştı. Son polemik ise www.dergibi.com sitesinde patlak verdi.

İntihal, edebiyat çevrelerinde sık kullanılan bir kelime. Neyin intihal olup, neyin olmadığı sorusuna net bir cevap verilemese de, başka birine ait bir metnin kaynak gösterilmeden ve kendisininmiş gibi yayımlanmasına deniyor intihal. Edebiyat çevrelerini son günlerde meşgul eden intihal iddiaları / belgeleri aslında yeni bir durumla karşılaştırdı bizi: İntihal üstü intihal. Yani intihal iddiasında bulunurken bile intihal yapmak. En baştan başlayalım:

Önce Yeni Şafak yazdı
Kitapları çok satanlar listesinden inmeyen Orhan Pamuk, okurlardan ilgi görse de, edebiyat çevrelerince en çok eleştiri alan yazarlar arasında yer aldı. Özellikle Pamuk'un romanlarını yazarken başka romanlardan birebir alıntı yaptığı iddiaları, gazete ve dergi sütunlarından hiç eksik olmadı. Pamuk'un "National Geographic-Türkiye" dergisinde çıkan "Şehrin Ruhu", başlıklı yazısında Reşad Ekrem Koçu'nun sefahate düşkün bir eşcinsel olduğunu yazması üzerine, Murat Bardakçı'nın Hürriyet gazetesinde Pamuk'u, "Beyaz Kale" adlı eserini yazarken Fuad Carım'ın "Kanuni Devrinde İstanbul" adlı eserinden alıntı yapmakla suçlaması, aynı iddiayı Bardakçı'dan önce Yeni Şafak gazetesi kültür sayfasında dile getiren İbrahim Kiras'ın tepki göstermesine neden oldu. İbrahim Kiras'ın Pamuk'un Beyaz Kale adlı eseri hakkında yazdığı iddiaları Bardakçı'dan çok daha önce kaleme aldığını açıklaması "Pamuk'u intihal yapmakla suçlayan Bardakçı da intihal mı yapıyor?" sorusunu gündeme getirdi. Daha önce de Cumhuriyet gazetesinde Orhan Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" adlı romanını Umberto Eco'nun "Gülün Adı" adlı eserinden, son romanı Kar'ın ise konusunu ve roman kahramanlarını Dostoyevski'nin "Ecinniler" adlı romanından alıntıladığı iddia edilmişti.

Edebiyat dünyasında, esinlenme, etkilenme, taklit etme, aşırma gibi sözcüklere yakın duran "intihal-çalıntı" kavramı, bugüne kadar pekçok ünlü yazarın yakasını bırakmadı. İngiliz edebiyatının dev isimlerinden Sheakspare'in bilinen yapıtlarını ünlü olamamış İtalyan yazarlardan ve İtalyan halk masallarından yararlanarak yazdığı öne sürülürken, Harry Potter'la tüm dünyada en çok satanlar listesine giren Joanne Kathleen Rowling'in romanlarının konusunu "Kutsal Kâse" adlı eski bir masaldan aşırdığı öne sürülmüştü. Orhan Pamuk'un "National Geographic-Türkiye" dergisinde çıkan "Şehrin Ruhu", başlıklı yazısında Koçu'nun sefahate düşkün bir eşcinsel olduğunu, yayınladığı İstanbul Ansiklopedisi'nin bu yüzden yarım kaldığını ve İstanbul'a ait bilgileri daha da karıştırdığını yazması üzerine, 26 Mayıs 2002 tarihli Hürriyet gazetesinde Orhan Pamuk'u eleştiren Murat Bardakçı, Pamuk'un, eserlerinde çalıntı derecesine varan alıntılar yaptığını öne sürdü. Yazısında, "...Orhan Pamuk'un sadece beni değil, benim gibi onbinlerce kişiyi tarihe aşık eden Reşad Ekrem Koçu'yu, yani İstanbul'un yetiştirdiği büyük bir ismi karalamasını hazmedemediğim için yazıyorum: Birileri, artık hayatta olmayan önemli isimleri töhmet altında bırakmadan önce kendi yazdıklarının ve geçmişteki intihallerinin değerlendirmesini yapmak zorundadırlar!" diyen Murat Bardakçı, Pamuk'un Beyaz kale adlı romanında intihal yaptığını örneklerle açıkladı. Bardakçı'nın çıkışı üzerine, İbrahim Kiras'ın Orhan Pamuk'un intihal yaptığını ilk kez gazetenin Kültür-Sanat editörü olduğu dönemde yayımlanan bir haberde yazdığını, Edebiyat ve Eleştiri dergisinin editörü Ahmet Yıldız'ın ise Ocak-Şubat 1996 tarihinde Pamuk'un intihalini ilk kez kendi dergilerinde yayınladığını açıklaması üzerine, yeni ve hararetli bir polemik başladı. Ahmet Yıldız'ın "İbrahim Kiras, yazdığı yazının tam tarihini söylese de kim önce yazmış öğrensek!" demesi üzerine, Pamuk'un Beyaz Kale'si ekseninde gelişen tartışmalar iyice alevlendi. Ahmet Yıldız'ın sözlerinden sonra açıklama yapan Kiras, intihalin ilk kez 31 Ocak 1995 tarihli Yeni Şafak gazetesinin 10. sayfasında, kendi imzasıyla 'Pamuk nereden koşuyor?' başlığıyla bir yazı yayımladığını ispatladı. 'Pamuk gibi intihaci değildi'

Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesindeki yazısında, hayatını zor şartlarda geçiren Koçu'nun Orhan Pamuk gibi reklama başvurmadığını da söyledi. Bardakçı yazısında "Reşad Ekrem, hiçbir zaman intihalci olmadı. Başkalarının konularını yahut kahramanlarını, mesela Fuad Carım'ın "Kanuni Devrinde İstanbul"unun bir bölümünü alıp kendi imzasıyla ve "Beyaz Kale" adıyla yayımlamadı" diyen Bardakçı, tanınmış Amerikalı yazarlardan biri olan Norman Mailer'in "Ancient Evenings" romanıyla Pamuk'un "Benim Adım Kırmızı" adlı romanının büyük benzerlikler içerdiğini belirtti.

Polemikten polemik doğdu
Bardakçı, 1892 ile 1972 seneleri arasında yaşayan Fuat Carım'ın, 1550'lerde üç yıl boyunca esir olarak İstanbul'da yaşayıp hatıralarını kaleme alan Pedro de Urdemalas adında bir İspanyol'un yazdığı metni, 1964'te Türkçe'ye çevirdiğini söylerken, İbrahim Kiras kendi yazısında, Orhan Pamuk'un Beyaz Kale isimli romanıyla adsız bir İspanyol yazarının A. Kurutluoğlu'nun çevirisiyle "Türkiye'nin Dört yılı" adıyla yayınlanmış olan kitabı arasında ilginç benzerlikleri gösterdiğini Bardakçı'dan çok daha önce kaleme aldığını hatırlattı. "Ahmet Yıldız'ın intihal konusunu benden önce yazmış olmasına maddi olarak imkan yok. Hatta muhtemelen Edebiyat ve Eleştiri dergisinde çıkmış olduğu söylenen yazı, Bardakçı'nın yazısından sonra bile çıkmış olabilir. Benim yazım 31 Ocak 1995'te çıkmış; Bardakçı'nın yazısı ise 11 Şubat 1996'da. Yıldız'ın -benim hiç görmediğim- yazısı ise kendi açıklamasına göre, dergisinin Ocak-Şubat sayısında çıkmış. Bu tür dergilerin Ocak-Şubat sayılarının ancak Mart veya Nisan aylarında çıktığını düşünürsek, Yıldız'ın yazısının Bardakçı'dan ilhamla kaleme alınmış olma ihtimali var" diyen İbrahim Kiras, kendisinin iki yazardan en az bir sene önce konuyu dile getirdiğini kaydetti.

Yeni Şafak, 11 Haziran 2002






İntihal, Umberto Eco ve Orhan Pamuk

(…)

"Okuyucularım bilirler: Orhan Pamuk'un, 'Sessiz Ev'inden sonra yazdığı romanların edebi değerinin vasatın çok üzerinde olmadığını; onun asıl şöhretini, yaptığı kaba 'oryantalizm'e borçlu olduğunu birçok defa söyledim ve yazdım. Ama, 'intihal' iddialarına gelince, iş değişir. Pamuk'un 'Beyaz Kale'sini beğenmemiş olsam da, söz konusu 'intihal' suçlamasının haklı bir gerekçeye dayanmadığını düşünüyorum. Pamuk, Fuad Carım'ın çevirdiği o kitabı okumuş, ondan metinlerarası bağlamda yararlanmış -hatta biraz fazlaca yararlanmış olabilir ve bunda, bana göre elbet, hiçbir sakınca yoktur!"

Zaman Gazetesi, Hilmi Yavuz, 12.06.2002






"Aldatmak"…

Ahmet Altan'ın 'Aldatmak' kitabı bütün çok satar yazarlarda olduğu gibi heyecan uyandırdı. Bütün gazetelerde söyleşiler çıktı, köşe yazarları ondan söz etti. Ama Ahmet Altan edebiyattan söz edince, hatta edebiyat çevrelerini korkaklıkla, sıkıcılıkla suçlayınca ortalık hareketlenmeye başladı. Her zamanki medyatik yazar tartışmaları daha da ateşli bir hal aldı.

Her şey, Ahmet Altan'ın kitabı çıkmadan Sabah'ta yayımlanan yazı dizisiyle başladı. Altan bu dört yazıda roman sanatını ve 'kadınları yazmak' meselesini tartışıyordu. Sabah gazetesinde yazılara yönelik bir soruşturma yapıldı ve Duygu Asena, Nazlı Eray, Buket Uzuner, Müge İplikçi, Şebnem İşigüzel, Orhan Pamuk, Hakkı Devrim, Hilmi Yavuz ve hatta Ebru Gündeş ile Deniz Seki'nin 'kadın-roman' meselesi üzerine görüşleri yayımlandı.

Piyasaya çıkmadan yazı ve söyleşilerle kitap dünyasını 'çalkalamaya' başlayan 'Aldatmak' 19 Eylül'de çıktı. Aynı gün Aktüel ve Tempo'ya kapak oldu, Milliyet Kültür Sanat'ta geniş yer aldı. Radikal'de de bir Ahmet Altan söyleşisi Hasan Bülent Kahraman'ın yazısıyla beraber çıktı. Kahraman, romanın tanıtımında üslup ve nicelik problemi olduğunu, romanın değil konusunun tartışıldığını söylüyordu. Ahmet Altan, kitabın çıktığı gün yayımlanan söyleşilerinde edebiyat dünyasına taarruza geçti. Yazar, edebiyat dünyasını 'dedikoduyu edebiyattan fazla sevmekle' ve 'fikrini açıklayamayacak kadar korkak olmakla' suçluyordu. İlk tepki Zeki Coşkun'dan geldi. Ertesi gün Radikal'de yayımlanan yazısında Zeki Coşkun 'Edebiyatın alt koluna; best seller'e gönül indirmeyen, sanatsal ürün verdiklerini iddia eden, buna niyet eden ya da gerçekten sanatsal, düşünsel, yazınsal kaygılar taşıyan yazarlar, kendilerini ve ürünlerini, pazarın yüzlerce yıldır var olan söylemlerine, inançlarına, cinsiyetçi ayrımlarına teslim ediyorlar' diyerek 'kadın daha çok okur-kadını iyi yazan yazar' tartışmalarına sert bir eleştiri yöneltiyordu.

Mağden ve Ümit devrede
O ana kadar sessizliğini korumuş olan Perihan Mağden de 21 Eylül'de 'Ahmet Altan'ın 'Aldatmak' romanı bir sel gibi medya varoşlarımızın bodrum katına boşalıverdi' diyerek hiç tanımadığı 'KADIN' diye bir tipten bahseden ve bunu yaparken 'Tolstoy gibi edebiyat dehalarına da sürtünen' tartışmanın kendisinde 'bulantı' ve 'sıkıntı' hissi uyandırdığını belirtiyordu. 22 Eylül Pazar günü ise Vatan gazetesinde tam sayfa yayımlanan Ahmet Altan röportajının yanında bir tam sayfa da Ahmet Ümit röportajı verildi. Ümit, 'Kadın meselesini ele alan bir kitap yazacağım ama kadınlara yalakalık olsun diye değil. Kadın yalakalığı yapıyorlar, ben onlardan olmam' diyordu.

Fatih Altaylı'nın 23 Eylül'de yazdığı ve Ahmet Altan'ı intihalle suçladığı yazısı tartışmayı başka bir yöne döndürdü. Altaylı, 'Aldatmak'ın Arthur Hailey'nin "Tekerlekler" adlı kitabındaki bir yan hikâyeye çok benzediğini yazıyordu. Ertesi gün de büyük gazetelerin birinci sayfalarında Ahmet Altan'ın, Altaylı'yı 'dört satır' da olsa kitabı okumaya çağıran cevabını gördük. Tartışmalar sürerken Ahmet Altan'ın satışı 5 günde 100 bini bulmuştu...

Bu Ahmet Altan'ın yarattığı tartışmaların ilk raundu. Edebiyat dünyasında birçok kalem Ahmet Altan'ı eleştiren yazılar hazırlıyor. Özdemir İnce'nin sert bir yazısı pazar günü Hürriyet'te çıkacak. Bir yazısı da Gösteri dergisinin Ekim sayısında. Diğer edebiyat dergileri ise soğukkanlı davranıyor. Hazırladıkları dosyalar kasım sayılarında yayımlanacak.

Bir medya dökümü

Ayşe Arman/Hürriyet Cumartesi Eki/15 Eylül
Balçiçek Pamir/Sabah/Röportaj/16 Eylül
Ayşe Arman-Hürriyet Pazar Eki/Röportaj/16 Eylül
Filiz Aygündüz-Milliyet Kültür Sanat Eki/Röportaj/19 Eylül
Cem Erciyes/Röportaj-Radikal/19 Eylül
Emre Aköz-Sabah/19 Eylül
İlker Sarıer-Sabah/19 Eylül
Sanem Altan-Aktüel/Kapak-Röportaj/19 Eylül
Nuray Soysal/Kapak-Röportaj/19 Eylül
Nalan Barbarosoğlu-Radikal Kitap/20 Eylül
Pakize Suda-Hürriyet Cumartesi Ek/21 Eylül
Perihan Mağden-Radikal/21 Eylül
Buket Aşçı-Vatan Cafe Pazar/Röportaj/22 Eylül
Şebnem İyinam/Röportaj-Radikal/22 Eylül
Nur Çintay A.-Radikal/22 Eylül
Fatih Altaylı-Hürriyet/23 Eylül
Nur Çintay-Radikal/24 Eylül
Sefa Kaplan/Hürriyet-Haber/24 Eylül
Ahmet Altan/Sabah-Haber/24 Eylül
Hayri K. Yetik'in geçtiğimiz günlerde yayımlanan 'Edebiyatta Çalıntı' (İnkılap Yayınları)

Radikal Gazetesi, 25 Eylül 2002
idefix'te     ya da HAVALE ile alışveriş yapabilirsiniz.

Lütfen kendinizi tanıtın.
E-Posta
Şifre
 
Şifremi unuttum 

» Üye olmak istiyorum
« Kapat